Fikirler İçin Ölmek kitabının bir süredir baskısı yok. Ben de Nadirkitap'tan almıştım. "Fikirler Uğruna Ölmek" insanoğlunun düşünmeye başladığı ilk andan itibaren var sanırım. Kitaba çok vurucu bir cümleyle başlıyor Costıca Bradatan
"İnsanlığa şimdiye kadar verilmiş en paha biçilmez şey ölümdür. Bu nedenle en büyük günah onu kötüye kullanıp yanlış ölmektir." -Simone Weil-
Ve kitap boyunca ismini saymış olduğum bu felsefefilerin ve düşünce kahramanlarının hayatlarının kilometre taşlarından bahsediyor. Burada özellikle Sokrates, Vico, Montaigne, Boethius ve Hadot okumayı seviyorum. (Sokrates, Hypatia, Thomas More, Giordano Bruno, Jan Patocka Giovanni Pico della Mirandola, Giambatista Vico, Nietzsche, Pierre Hadot, Montaigne, Paul Louis Landsberg, Thich Quang Duc, Boethius)
Bu tarz kitapların okurlara rehberlik yapmasına hayranım. Sizi başka kitaplara yönlendiriyor. Kafanızı kaldırıp düşünmek zorunda kalıyorsunuz. Rahatsız edici olan ölüm fikri üzerine yazılmış bir kitap olsa da ben okurken hayatımı nasıl anlamlandırabilirim ve iyi bir ölümü hak ederim diye düşündüm. Ricky Gervais'ın "After Life" dizisi geliyor akla. Gerçekten ölüm üzerine konuşabilmek ve kabullenebilmek iyi bir mizah anlayışı da gerektiriyor.
Ölüm konusu çok uzun zamandır kafamı kurcalıyor. İlk zamanlardaki o huzursuzluktan eser kalmadı. Çok sevdiğim dostlarımı erken yaşta kaybettim. Her ölümden payıma düşen dersi çıkarmaya çalıştım. Ne acı bir şey değil mi? Sevdiğiniz insanların ölümünden, kendinize daha iyi bir yaşam için ders çıkarmak... Nietzsche'nin Şen Bilim'deki şu feryadı boşuna değilmiş: "Elzem olan bir şey vardır. Birinin kendi karakterine -biçim vermesi- nasıl da büyük ve nadide bir sanat.
İşte sahip olduğumuz o hammaddeye; yani bedenimize ve zihnimize hak ettiği üzere bir sanatçı gibi davranmıyoruz. Karakterimize biçim vermeye ne kadar erken yaşta başlarsak ortaya daha sağlam ve kalıcı bir eser çıkıyor. Fakat biz yıllarca farkında olmadan o ham malzemeye zarar veriyor ve ihanet ediyoruz.
Peki felsefe ne işi yarar? Ya da yaramalıdır? Buna en güzel cevabı Montaigne vermiş: "Bir arkadaşın ölümüyle nasıl baş edilir, cesaret nasıl elde edilir, ahlaki açıdan zorlayıcı durumlarda nasıl düzgün davranılır ve hayattan en iyi şekilde nasıl yararlanılır."
Bugün yaşadığımız topluma bir göz atalım. Öleni daha toprağa vermeden unutuyor, ibret olması gereken ölümden payımıza düşeni almıyoruz. Cesurca yaşamak yerine korkakça bir köşeye saklanıyor ve olanı biteni izlemeyi tercih ediyoruz. Çevremizde olan ahlaksızlıklara ve haksızlıklara karşı nasıl davranacağımızı, nasıl karşılık vereceğimizi ve nasıl göğüs gereceğimizi bilmiyoruz. Ve biz bahşedilmiş olan bu bedeni ve ruhu en iyi şekilde nasıl kullanır ve besleriz bir haber yaşayıp gidiyoruz. Daha doğrusu yaşarken ölüyoruz sadece toprağa gireceğimiz gün henüz gelmemiş oluyor.
İşte bu kitap bana bunları ve daha çoğunu düşündürdü...