Kral Kaybederse özelinde Kenan’ın karakterine baktığımızda, aslında "krallık" dediğimiz o kibrin, erkek egemen bir zihniyetin ve duygusal doyumsuzluğun ne kadar tehlikeli bir birleşimi olduğunu görüyoruz. Kenan karakteri, kendini bir merkeze koyan, hayatındaki kadınları ise sadece kendi boşluklarını dolduran veya egosunu besleyen "araçlar" olarak gören bir figür. Burada yapılan haksızlık, sadece kadınlara karşı değil, aslında sevgiye ve samimiyete karşı işlenen bir suç.
Handan’a gelecek olursak; o, Kenan’ın dünyasında en çok sömürülen ama aynı zamanda Kenan’ın içsel çöküşünün de anahtarı olan karakter. Kenan, Handan’ın sevgisini, sadakatini ve nezaketini bir tür "tedarik" gibi kullanıyor. Onun için kadınlar, sürekli bir ilgi ve hayranlık akışı sağlayan birer kaynak. Doyumsuzluğu o kadar derin ki; ne kadar sevilirse sevilsin, ne kadar ilgi görürse görsün, o içindeki boşluğu hiçbir kadının varlığıyla dolduramıyor. Çünkü sorun kadınlarda değil, bizzat Kenan’ın kendi ruhundaki "tüketici" mantığında.
Kadınlara yapılan haksızlık, tam bu noktada keskinleşiyor: Kenan, karşısındaki kadını asla bir birey olarak, kendi gerçekliğiyle görmüyor. Onları ya idealize edip bir tahta oturtuyor ya da o beklentiyi karşılayamadıklarında bir köşeye atıp değersizleştiriyor. Handan’ın hikâyesi burada çok trajik çünkü o, bu döngüde kendini var etmeye çalışırken, Kenan’ın duygusal bencilikleri tarafından bir anlamda "yutuluyor".
Kitaptaki o doyumsuzluk duygusu, insanın kendini sevmemesinden kaynaklanan bir dışa vurum aslında. Kenan, bir kadının sevgisini kazandığında, o sevgiyi hemen "sıradan" olarak kodluyor ve bir sonraki avına, yani o ulaşılmaz olanın peşine düşüyor. Handan’ın veya diğerlerinin yaşadığı haksızlık, Kenan’ın kendi yetersizliğini kadınların üzerinden sağaltmaya çalışmasıdır. Kadınları birer "can simidi" olarak kullanıp, kendi ruhsal fırtınasında onları boğuyor.
Sonuç olarak; Kral Kaybederse, aslında erkeklerin bu "fatih" rolüne bürünerek kadınları nasıl birer figürana indirgediğinin ve bu sürecin sonunda nasıl kendi yalnızlıklarına hapsolduklarının çok sert bir eleştirisi. Kenan karakteri, Handan gibi değerleri "harcadıkça" aslında kendi krallığının duvarlarını da yıkıyor; ama bunu fark ettiği an, her şey için çok geç oluyor.