Kitap, uçağı Sahra Çölü’ne düşen bir pilotun, orada kendi küçük gezegeninden ayrılıp yeni dünyalar keşfetmek için yola çıkan gizemli, küçük bir çocukla karşılaşmasını konu alıyor.
Bu sefer incelememi biraz daha farklı bir yönden, kitapta gördüğüm düşünür fikirlerinin üzerinden giderek yapacağım;
Erich Fromm ve "Sevme Sanatı":
Küçük Prens’in tilki ve gül metaforu, Fromm’un sevgiyi zahmetsiz bir duygu değil, emek ve zaman isteyen bir sanat olarak görmesiyle birebir örtüşüyor. Kitaptaki "Gülünü bunca önemli kılan, uğrunda harcadığın zamandır" sözü, Fromm'un "Emek vermediğin şey senin değildir" fikrinin bir yansıması.
Richard Feynman ve "Çocuksu Merak":
Küçük Prens'in büyüklere getirdiği o haklı eleştiriler ve sayı takıntılarına olan şaşkınlığı, Feynman’ın modern insanın şekilciliğe hapsolup merak duygusunu kaybetmesine dair yaptığı uyarıları anımsatıyor. Büyüklere dair yapılan "Onlar sadece sayılardan hoşlanırlar" tespiti bu yüzden çok haklı.
Schopenhauer ve "Yalnızlık":
Küçük Prens'in çölde veya gezegenlerdeki o arayışı, Schopenhauer’ın kalabalıklar içindeki yalnızlık felsefesini, yani derin ruhların toplumun yapaylığına sığamayıp kendi iç dünyasına sığınmasını temsil ediyor gibiydi. Kitapta yılanın dilinden geçen "İnsanlar arasında da yalnızlık duyulur" cümlesi tam olarak bu hissin karşılığı.
Ve son olarak Jung’a göre içimizdeki çocuk ruhu, yetişkinliğin getirdiği o katı dünyaya karşı saflığın ve gerçek benliğin son kalesidir. Bu eser, içindeki çocuğu kaybetmemenin benim için en somut örneğiydi. Küçük Prens, gerçekten su gibi akan, edebiyat dünyasındaki en tatlı ve en anlamlı çocuk kitaplarından biri olabilir.