Lesser, 1939'da yazdığı bir makalede, toplumsal gerçekliğin bir bütün olduğunu, psikoloji, ekonomi, tarih gib ayrı bilim dallarına bölünmenin eksikliğini, sadece yardımlaşmalarının bile yeterli olmadığını, temel ve merkezi bir toplum bilimine gereksinim olduğunu söylüyor. Günümüzde bile bu güzel fikir uygulanmayı bekliyor.
Toplumun da insan ilişkilerinden oluştuğunu vurguluyor. Çünkü, ona göre, kapalı, geçirimsiz, sabit topluluk olmadığını, bütün toplulukların, doğrudan veya dolaylı, bir şekilde birbirleriyle ilişki içinde olduğunu düşünüyor. Bu açıdan, herhangi bir topluluğu incelerken, doğal çevresi kadar toplumsal çevresini ve aralarındaki ilişkiyi de dikkate almak gerekir.
Lesser'ın antropolojiye en önemli katkısı, tarihi vurgulaması. Tarihin, toplulukların kurumsal şekilleri içindeki davranışlarına içkin olduğunu düşünüyor. 1933'teki bir makalesinde dediği gibi, insan deneyiminde öne çıkan ne varsa yok olmuyor; bir şekilde kültürün bir parçası oluyor veya kültürün başka yönleri üzerine etki ediyor.
Tarihin yanı sıra, kültürel kurumlar arasındaki ilişki ve bağlantılara önem veriyor. Tarihe önem vermesi araştırmalarına zamansal derinlik kazandırırken, kurumların işlevleri üzerinde durması, incelemelerine eşzamanlılık kazandırıyor. Bu ilişkilerin farklı tarzlarını ve yoğunluklarını inceliyor. Dolayısıyla, işlevsel incelemelerine tarihsel bir yaklaşım getirmiş oluyor.
Lesser'in makalelerinin derlemesinden oluşan bu kitabın teorik kısmından sonra pratik çalışmalarına dair görüşleri geliyor. Teorik makaleleri nasıl günümüz bilimine ışık tutan nitelikteyse, pratik çalışmalarına dair görüşlerini sergilediği bu makaleleri de günümüz toplumsal, kültürel ve siyasal sorunlarına dair ufuk açıcı.
Amerika'daki - yazının yazıldığındaki - mevcut yerlilerin topluma ve ekonomiye en baştan beri uyum sağlamış olsalar da kendi kültürlerine (özellikle de davranış, zihin, kişilik, duygu ve değerlerine) bağlılığına dair yazısının yayınlandığı 1961 itibariyle, yerlilerin maruz kaldığı yok etme, tehcir, asimilisayon ve konsantrasyon kamplarına sıkıştırmadan arta kalan yerli topluluklarından en bilinenleri New Mexico'daki Peublo, Hopi ve Navajo'dur. Bunlardan başka, Güneybatı'da Apache, Pima, Papago ve Havasupai, Kuzey Carolina'da Doğu Cherokee'ler, Minosato'da Kızıl Göl Chippewa'ları, Wisconsin'de Menomini'ler, Iowa'da Sauk ve Fox, Dakotas'ta Hidatsa, Mandan, Arikara, Teton Sioux'nun birçok bölümü, Montana'da Blackfeet ve Cheyenne'ler, Oregon'da Klamath'lar, New York'ta Tuscarora ve Seneca toplulukları sayılabilir. Yerlilerin yaşadığı başka eyaletler arasında ayrıca Oklahoma, California, Nebraska, Kansas, Wyoming, Idaho ve Washington vardır.
Bütün bu topluluklar, asimilasyonist Amerikan politikası karşısında, kendilerini koruyacak olduğunu düşündükleri tarihsel statüye kavuşmak istemekte. Ancak, ekonomik gelişim istekleri ve 1950'lerin sonlarında üniversiteler gibi yüksek öğrenim kurumlarında okuyan yerlilerdeki artış göz önünde bulundurulduğunda, yerlilerde Anerikanlaşma doğrultusunda bir değişim gözlenmekte. Bu sürece rağmen, bazı toplulukların halen kendi kültürlerini korumaya çalıştığını gözlemleyen Lesser, kimler ne şekilde yaşamak istiyorsa onlara karışmamak fikrini savunmakta.
Topluluk haklarına dair bu fikrini örneklediği ve 1933 yayın tarihli makalesinde, ilk olarak 1894'te kayıtlara geçirilen, Amerikan yerlilerine ait Ghost Dansı'nın, bu kayıtları tutan James Mooney'e göre yabancı boyunduruğundan kurtulmak için dinsel yönelimli bir isyan hareketi olduğunu aktarıyor. Yerliler için en büyük yıkımlardan biri bufalo sürülerinin yok edilmesi ve beyazların akınıdır. Bufalolar olmayınca, Ghost Dansı'nı yapan Pawnee'ler ritüel ve törenlerini bile gerçekleştirememektedir. Böylece, gekeneksel yollar yok olup gitmektedir. Bu yıkım, yerlilerin ümit vaad eden her mesaja açık olmasına yol açmıştır. Merhumlardan geldiği varsayılan - aslında geçmişten gelen ve bu nedenle eksik olan bilgilere sahipler olanların bir araya gelerek oluşturdukları bilgiden türeyen - bir mesaj yaşanlara ne yapmaları gerektiği, ne olacağını söylemektedir. Ghost Dansı bu koşullarda ortaya çıkmıştır. Bu dans ve merhumların sözde öğrettiği el oyunları (geçmişte yaşanan acı ve kayıplara karşı zevk ve eğlence) sadece eski yolları canlandırmaz, Pawnee kültürünün yeniden doğuşu olur. Kitabın kapağındaki resim bu dansta kullanılan müzik aletlerini gösteriyor.
1929-31 arasında Pawnee'ler arasında yaptığı ve 1933'te yayınlanan, Pawnee dini araştırmalarına ve genel olarak ritüel incelemelerine katkı olan Ghost Dance El Oyunları üzerine araştırmasına 1978 yılında yılında yazdığı önsözde, ekonomik faktörlerin etkisinin daha fazla görülmesine rağmen, "yerlici uyanış" (nativistic revival) hareketinin ve bunun simgesi olan ritüellerin sürdürüldüğünü ve topluluk hak taleplerinin daha önce görülmemiş bir şekilde yükseldiğini söylüyor... Böylece, metodolojik olarak, teorik kısımda sözünü ettiği zaman perspektifi ve tarihsellik boyutunun antropolojideki kültür anlayışına esas olduğunu da göstermiş oluyor.