Sanırım daha önce hem bu kadar sessiz hem de bu kadar derin bir hikâyeye sahip bir kitap okumamıştım. Banana Yoshimoto, Mutfak'ta olaylardan çok duygulara odaklanırken, hüzün ve umudu kusursuz bir dengeyle harmanlayarak bize sade ama etkileyici bir hikâye sunmuş.
Roman, hayattaki tek yakını olan büyükannesini kaybeden genç bir kadın olan Mikage'nin yalnızlığıyla başlıyor. Yas sürecinin içindeki Mikage, teselliyi evlerin en sıcak köşesi olan mutfaklarda bulurken karşısına Yuichi ve onun sıra dışı, hayat dolu annesi Eriko çıkıyor. Bu beklenmedik dostluk sayesinde yalnızlığın yerini yavaş yavaş aidiyet ve umut almaya başlıyor.
Kitap iki hikâyeden oluşuyor. İkinci hikâye daha kısa olsa da bizi sevgilisini kaybetmiş genç bir kızın yeniden ayağa kalkma anına tanıklık ettirirken yine hem hüzünlü hem de umut dolu bir yolculuğa çıkarıyor. Bu arada ilk hikâyeyi daha çok severek okusam da kesinlikle ikinci hikâyenin duygusu ruhuma çok daha fazla dokundu.
Yoshimoto'nun dili oldukça sade, sakin ve huzur verici. Ölümün ve kaybın yarattığı boşluğu ajitasyona kaçmadan, naif ve gerçekçi bir şekilde ele almış. Yalnızlık, kayıp ve yeniden iyileşme sürecini kalbe dokunan bir şekilde sunmuş. Gündelik hayatın küçük ayrıntıları ve insan ilişkilerinin iyileştirici gücü ön plana çıkarken, okuru sessiz ama derin bir yolculuğa çıkartıyor.
Özellikle Japon edebiyatının dingin atmosferini sevenlerin mutlaka şans vermesi gereken eserlerden biridir kendisi.