Bir Turan Peygamberi…. Tarihimizin en kritik dönüm noktalarından, benim de araştırmayı, okumayı çok sevdiğim 1865 - 1919 yıllarına ait bu edebi eserleri okurken; siyasetin nasıl adım adım değiştiğine de şahitlik ediyoruz. Çok tatmin edici bir deneyim benim için. “AY DEMİR” de 1918 yılında, Müfide Ferit Hanım tarafından yazılmış, o yıllarda yeni yeni parlayan Türk Milliyetçiliğini, Turancılığı bize gösterecek bakalım.
Kitabımızda “DEMİR” adında İstanbullu bir doktorun, aşkını ve vatanını ardında bırakıp Orta Asya’ya, Rusların esaretindeki Türk kavimlerini uyandırmaya, onlara unutmaya yüz tuttukları Türklüğü, Turan’ı anlatmaya gidişi konu ediliyor. Kitapta İstanbul’daki siyaset ortamıyla, Orta Asya’daki halkların durumlarıyla, Ruslarla, Müslüman Din adamlarıyla ilgili önemli tespitler var. Bunlara ayrıntılı olarak değineceğim. Ama öncesinde Türk Milliyetçiliği nasıl ortaya çıktı, Müfide Ferit ve kocası Ahmet Ferit kimdir bunları anlatmam gerek yoksa “AY DEMİR” gibi bir karakterin ortaya çıkışı yeterince anlaşılamaz.
Şimdii, işte Reformlardı, Aydınlanmaydı, özellikle Fransız İhtilaliydi derken Avrupa’da milliyetçilik zaten vardı. Ancak bizimki gibi bir imparatorluğun içinde, milliyetçilik fikri tehlikeli olacağından uzun yıllar konuşulmadı. Osmanlı’da halk, milliyetlerinden ziyade dinlerine göre sınıflandırılıyordu. Müslimler, Gayri-müslimler şeklinde. Bugün andığımız Namık Kemallerin yer aldığı 1865’te kurulan Genç Osmanlılar bile vatan ve özgürlük vurgusu yaparken, yine Osmanlı olarak, şeriat kurallarıyla hareket edilmesini savunuyorlardı. Ayrı bir Türk milliyetçiliği, Turancılık kavramı yoktu.
Taa ki Türk toprakları kaybedilmeye başlayana kadar. Kaybedilen topraklarda yaşayan Türk halkları, kalan topraklara doğru, anadoluya doğru geldikçe, gördükleri zulümün de etkisiyle Türk Milliyetçiliğinin doğuşunun kapısını açtılar diyebiliriz. Tabii bunlar halktan kişilerdi, bunların dışında Kırım’dan, Azerbaycan’dan, Rus baskısından çıkıp gelen önemli aileler, entelektüel aileler de vardı. Bunlardan biri de Yusuf Akçura. Yani gerek halk nezdinde olsun gerek aydın kişilerce olsun Türk milliyetçiliği konuşulmaya ama Osmanlı için tehlikeli bir fikir olarak konuşulmaya başlandı. Yasaktı zaten milliyetçilik yapmak, Türkçülük yapan hemen hemen herkes sürgünler, cezalar yediler çünkü padişah Abdülaziz de daha sonra tabii en önemlisi Abdülhamid de İslamcı görüşteydi.
Yusuf AKÇURA’nın 1904 yılında yazdığı bir makale var. “Üç Tarz-ı Siyaset”. Adından da anlaşılacağı gibi o yıllarda Osmanlı’da yer alan 3 siyasi fikri anlatıyor ve bir tanesini yani Türkçülüğü savunuyor.
İlk fikir; Osmanlıcılık, Osmanlı halkı olarak tüm etnik unsurlarıyla, tüm dinlerden vatandaşlarıyla kapsayıcı bir siyaset. Ama bunun olmayacağı, diğer ulusların çıkardığı ayaklanmalar, ayrılıklar derken belli oldu diyor Yusuf Akçura. Ki bu görüş bu eleştirilere rağmen uzun süre daha devam etti bu arada.
İkinci fikir; İslamcılık-Ümmetçilik, müslümanlık zaten hem din, hem millettir diyenler. Ümmetin bağlılığına güvenen bu grup zaten iktidardaki gruptu. Abdülhamid dedik bu fikirdeydi. Yusuf Akçura bu görüşü, hem Osmanlı içinde olmayan müslümanların, yaşadığı ülkeler kabul etmez, hem de Osmanlı’daki gayri-müslimler kabul etmez. İki yönlü anlaşmazlıklar ortaya çıkar diye doğru bulmadığını, kendisince en uygun olanın 3.fikir yani Türkçülük fikri olduğu söylüyor bu makalede.
Çünkü Türkçülükle ırki bağların yanında, gerekirse dini bağlar da kullanılabileceği gibi, bir derece türkleşmiş gayri müslimler de, türkleştirilecek diğer etnik unsurlar da vatana bağlanabilecekti. Kurtuluşu böyle görüyordu.
Bu kitapta da; Turancı Demir ile Osmanlıcı bir bürokrat arasında geçen konuşmayı aktarayım size:
.”Bu seyahati bir maksatla mı yaptınız” diyor Nafiz Bey, Demir’in Türkistan ziyareti için
.”Oradaki Türkleri tanımak için” diyor Demir
“ Maksadınız ne?” diyince
“Türk milliyetperverliği” diyor.
“Osmanlı politikasına muhalif misiniz?”
“Evet.”
“Fakat, Türklük diye ortaya bir mesele atmaktan korkmuyor musunuz? Osmanlı İmparatorluğu içinde böyle milliyet akımları uyandırmak tehlikeli değil mi? Onlara milliyet misali vermez miyiz?” diyor Nafiz bey.
Demir de “Onların misale ihtiyaçları olduğunu görmüyorum. Kulüpleri, kiliseleri, mektepleri, lisanları, birbirine yardım cemiyetleri, milletlerine olan sevgileri, bağlılıkları bilakis onların bize misal olabileceklerini gösteriyor.” diyor
yani Türkçülük fikrinin yenilgilere, isyanlara, ihanetlere, hükümetçe yalnız bırakılmışlığa bir tepki olarak ortaya çıktığını gösteren güzel bir konuşmaydı.
1913’te Bab-ı Ali baskınıyla, ki Ümmetçi grup buna darbe diyecek, İttihat ve Terakki Partisi hükümeti ele alınca. Türkçülük görüşü artık siyasette tamamen hakim olmaya başlıyor. Öncesinde balkan savaşlarında ümmetçi görüş zayıflamıştı zaten, özellikle 1912 Arnavut isyanı, arnavutlar müslümandır bilirsiniz. Bu görüşü zayıflatmıştı. Bir de üstüne 1.Dünya Savaşı’nda hilafete karşılık bulamayınca bu görüş iyice zayıfladı. Hiçbir zaman tamamen bitmedi tabii :dd
İttihat ve Terakki, türkleştirme politikasında şöyle şeyler yapıyor ki eleştiriye çok münasip. Ülkedeki etnik unsurları güvenlik, lojistik gibi sebeplerle yer değiştiriyor. Trakya’daki gayrimüslimleri veriyor, balkanlardaki Türkleri alıyor. Ege’deki Rumları, Makedonya’daki Türklerle değiştiriyor. 1915’te Talat Paşa, ülkedeki her yerin etnik haritasını çıkarttırıyor. ve Bosna’daki müslümanları Doğu Anadolu’ya, Gürcüleri Bolu’ya, Kürtleri İç Anadolu’ya yerleştirmeyi planlıyor. Ermenileri Çukurova ve Suriye’ye yerleştirmeye çalışıyorlar. Şimdi böyle olunca, görülen zulmün yanı sıra, halklar da birbirine karşı iyice kinlenmiş oluyor. Kağıt üstünde işte savaş ortamı var, ihanetler hat safhada, vatanın daha türk-müslüman ağırlıklı olmasını isteniyor, bu gibi faydacı sebepleri olabilir İttihat ve Terakki hükümetinin ama sonuç beklendiği gibi olmuyor.
Peki, İttihat ve Terakki de istiyorsa, Orta Asya halkları da istiyorsa, neden Turan gerçekleşemedi. Neden tüm Türk devletleri birleşemedi. Çünkü; Rusya çok güçlü arkadaşlar. Ruslar bu kadar güçlüyken böyle bir hayal, ancak hayallerde kalabilirdi. Ruslardan çekindiğimiz için, 2.dünya savaşı sırasında tarafsızlığımızı korumak adına Turancıları yargıladık mesela. 1944’te… Zaten bütün coğrafyamızın siyasetini Rusların gücü belirledi çünkü Sovyet Rusyasının gücünden çekinen Amerika, sınır bölgesinde kimler varsa yeşil kuşak doktrini ile İslamcılığı teşvik etti. O coğrafyaların tamamında komünist Ruslara karşı, İslamcı siyaset desteklendi. Zaten MHP de o yıllardan itibaren Turancılığı geri planda tutup İslami ögeleri daha çok kullanmaya başladı.
Şimdi Müfide Ferit Hanım da 1892 - 1971 yılları arasında yaşamış biri olarak tüm bu siyasi değişime yakından şahit olmuş bir kadın. Baba tarafından da anne tarafından da çok önemli paşa ailesindendir hatta anne tarafından dedesi şehit. Trablusgarp’ta Türk okulu olmadığı için, babası da kızının eğitimine çok önem verdiği için İtalyan rahibe okulunda eğitim alıyor. Bu okulun kitabımıza çok büyük etkisi olacak anlatacağım. Okulu biter bitmez de daha 15 yaşlarında falanken Ahmet Ferit Bey ile evleniyor. Ahmet Ferit Bey, o zaman 29 yaşında ama, Yusuf Akçura’yı korumaktan tutuklanmış, sürülmüş, zindanlara atılmış, sonra affedilip rütbesi verilmiş, o sıra Trablusgarpta çalışan bir subay. Yani özellikle Türkçülük anlamında çok etkili çok cesur çok görmüş geçirmiş bir adam. Zaten 1920’de 1.TBMM’ye geliyor. Cumhuriyetten sonra da İlk İçişleri Bakanımızdır kendisi. İşte böyle bir adamın, eşi,, Müfide Ferit Hanım. İkisi de o yıllarda Turancı görüşteler ve Turancı görüşü yaymak adına yazılar yazıyorlar. Müfide Ferit Hanım 24 yaşındayken Orta Asya’ya Türk kavimlerini uyandırmaya, onlara birlik kardeşlik fikrini vermeye hayatını adayan bir İstanbullu bir doktoru, AY DEMİR’i yazıyorlar.
Gelelim Ay Demir kitabınaa;
Ben neden başlıkta Turan Peygamberi dedim; çünkü Ay Demir kitabında Turan ilahi bir amaç olarak anlatılıyor ve Demir, yer yer doğaüstü durumlarla nitelendiriliyor. Demir çok küçük yaşlardayken önce annesi, birkaç yıl sonra da babası vefat ediyor. Her mektep çıkışı şehrin eski kalesinde surlarda inzivaya çekilirmiş. Bu bize bir peygamberi hatırlatıyor değil mi? Sayfa 42; Artık surlar benim malikanem olmuştu. Yalnızlığım orada geçmiş eski hayatların, eski asırların izlerinde sanki aradığı sevgiyi bulmuştu. Türklük sevgisini ben orada hissettim.”
Ardından bir gün surlardan manzaraya bakıyor ve ağlayan kırmızı bir ay görüyor. Batıya doğru bakınca, alevler görürken, doğuda kuzeyde beyaz bir güzellik, mavi sislere karışan bir incelik vardı diyor. Bu mitik öğeler de kurtuluşun batıda değil, doğuda olduğu mesajını veriyor Demir’e. Ve Demir, benim benzettiğim gibi; “Ey örtüsüne bürünen, kalk ve kavmini uyar.” vahyi almış gibi o günden itibaren tüm Türklere, Turan ülküsünü anlatmak için harekete geçiyor.
Bu uğurda, tüm dünyevi uğraşlarından vazgeçiyor. Bu dünyevi uğraşlarının en önemlisi tabii ki aşkı Hazin. Hazin, “seninle Türkistan’a geleceğim” demesine rağmen, Demir bir gün ondan habersiz kaçarak gidiyor ve Hazin’e bir mektup bırakarak ,onun gözlerine baktığında aşktan korktuğunu çünkü bu aşkı yüzünden bütün kararına, bütün hayatına, bütün vazifesine ihanet edeceğini söylüyor. Demir’in,, tüm varlığıyla Turan için çabalaması gerekli. Aksi halde, sayfa 46;
“Kaçtım çünkü günahkar oluyordum.” Turan ülküsünce günahkar sayılacağını söylüyor. Turan’dan tıpkı bir din gibi bahsediliyor yani kitapta.
Ve Demir, Türkistan’da köy köy dolaşarak, yaralılara şifa, kimsesizlere dost, açlara ekmek, cahile ilim veriyor, Türklere liderlik yapıyor ve kurtuluş gününü müjdeliyor. 12 öğrencisi ile dolaşıyor, düşmanına bile yardım ediyor ve halkının ihaneti ile Ruslar tarafından şehit ediliyor. Bu da bir başka peygamberi hatırlatıyor değil mi? Zaten başta ne demiştik, Müfide Ferit Hanım İtalyan Rahibe okulunda okudu demiştim. İncil’e, Kuran’a ve doğu dinlerine hakim biri.
Kitapta Demir’e ihanet edenin Ahunt yani Din hocası olması, kitabın bir diğer mesajı bence. Sayfa 81; “Diğer kısım, Türk birliğinde İslam birliği gören ve anlayan sarıklı hocalar. Bunlar Demir’e bazen yardımcı, bazen düşman olacaklardı. Bu ahuntlar ahali yanında pek büyük olan şöhretlerine gayet kıskançtılar.”
83: “Yalnız Ahunt Ömer - ömer bu arada din adamının adı- Demir’in cazibesine boyun eğmedi. O kendisine tesir ettikçe, kendi yerleşmiş eski fikirlerini sarstıkça, ondan korkuyor, onun etrafında uyandırdığı sevgi sayesinde kendi müstakbel mağlubiyetinin bir vesilesini hissediyordu. Ve kurnazlığa müracaat etti.”
Sayfa 97; Rus komutanı “Sarıklılar hükümete ne yapabilirler? Onlar dünyanın en itaatkar adamlarıdır. Değil mi Petroviç?” diyor. Bu arada Demir’le birlikte Ahunt Ömer de idam ediliyor yani Ruslar ona da acımıyorlar. Bu da aslında bu ikiliğin her iki gruba da zarar verdiğini gösteren bir bölümdü.
Ve Ay Demir Han, öleceğini anladığında Hazin’e bir mektup yazarak, “Hayatımın en büyük emelini ancak size emanet ederek ölmek istiyorum.” diyor. Hazin’i kendisinden kalan, kendisinin tohumlarını attığı ilahi göreve, çağırıyor. Yani Müfide Ferit Hanım da, bir Türk kadını olarak, Türk kadınlarının bu görevde olmalarının önemini söylüyor bir nevi.
Kitaba biraz da anlayışla bakacak olursak aslında; yıl 1918 vatan parça parça elden gidiyor. Güvenebileceğin hiçbir siyasi anlayış kalmamış. Türkçülüğü de bu bağlamda yalnızca bir siyasi görüş olarak görmenin yeterli olmayacağının bilincindeler demek ki. Ve 24 yaşında yazar zaten çok da genç. O yüzden daha ulvi, daha yüksek bir amaç olarak görmek gerekliliği doğmuş Turan’ı. Bu açıdan, Ay Demir Han’ın kitaptaki üst-insan profiline, Odin gibi Buda gibi tarihte çok önemli insanların Türkmüş gibi gösteriliyor olmasına anlayış gösterilebilir diye düşünüyorum. Ayrıca, düşmanını sevmek, birlik olmak, ezilenin yanında olmak, gücü eline aldığında bile merhamet etmek gibi çok hümanist çok barışçı öğretileri vardı.
Mesela sayfa 85; “Ah bir kere Rus’un ezildiğini görecek miyiz? Bütün bize yaptıklarını biz de onlara iade edecek miyiz?” diye yakınıyor Ali.
Demir: “”Hayır Ali, böyle düşünme… Bunu isteme. Mazlumların hakim oldukları gün zalimler kahredilmeyecek, onlar da özgür ve memnun olacaklar. Bizim aradığımız mazlumla zalimin yerini değiştirmek değil. Biz insanlığın saadetini arıyoruz.”
Bunlar o sert savaş ikliminde temiz kalabilmiş güzel düşünceler.
Milliyetçilik normalde bana en uzak görüş belki de; ama 1918’de vatanın bağımsızlığı için, halkın özgürlüğü için, kurtuluşu için mücadele etmiş, fikir üretmiş bu insanlara büyük saygı duyduğumu söylemeden incelememi bitirmek istemem.
youtube.com/watch?v=fzApReG...
Ay DemirMüfide Ferit Tek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022699 okunma