·408 syf.····Okunma: 24 Haziran 2026 12:22 Hikaye, çocukluktan beri arkadaş olan, hayata bakışları ve karakterleri tamamen zıt üç yakın dostun (Kenan, Selim ve Nihat) etrafında döner.
Kenan, zengin, entelektüel, hayatı hafife alan, her şeyi deneyimlemek isteyen bir adamdır. Romanın fitilini ateşleyen de onun bu can sıkıntısı ve ölümsüzlük arayışıdır.
Selim, Kenan’ın tam zıttıdır. Evli, düzenli bir hayatı olan, daha korkak ve garantici bir yapıya sahiptir. Fotoğrafçılık yapmaktadır.
Nihat, grubun daha sakin, kendi halinde olan üyesidir.
Kenan, Beyoğlu’nda yaşanan ölümleri, cinayetleri fotoğraflayarak bir nevi ölümsüzlüğü yakalama fikrini ortaya atar. Selim’i de peşinden sürükler. Başta masum ve biraz sapkın bir fotoğrafçılık projesi gibi başlayan bu iş, Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki yasa dışı işler ve gizemli karakterlerle kesiştiğinde kontrolden çıkar.
İşin içine cinayetler, eski sırlar ve Beyoğlu’nun o karanlık yüzü girdikçe hikaye bir hayatta kalma mücadelesine ve psikolojik bir savaşa dönüşür.
SPOILER
Ahmet Ümit’in kitaba serpiştirdiği o psikolojik ipuçlarını, Selim’in içsel çatışmalarını, bastırılmış öfkesini ve o tekinsiz anlatıcı dilini biraz hızlı yakaladığım için sonlara doğru açıkçası tat vermedi.
İstanbul Hatırası'na göre daha hafif kalmış bir kitaptı. İstanbul Hatırası, sadece bir polisiye değil; Bizans’tan Osmanlı’ya, oradan cumhuriyete uzanan muazzam bir İstanbul ansiklopedisi gibiydi. Şehrin tarihiyle cinayetlerin işleniş biçimi öyle kusursuz harmanlanmıştı ki, her cinayet insanı şehrin geçmişine götürüyordu. Beyoğlu Rapsodisi ise çok daha dar bir alana sıkışıp kalıyor.
İstanbul Hatırası’ndaki kurgu o kadar katmanlı ve zekiceydi ki, orada katili tahmin etmek Beyoğlu Rapsodisi’ne kıyasla çok daha zordu. Oradaki edebi tat ve edebi işçilik kesinlikle Ahmet Ümit’in zirve noktalarından biriydi.
Beyoğlu Rapsodisi kötü bir kitap olmasa da, İstanbul Hatırası gibi bir şaheserin yanında biraz daha hafif, daha popüler çizgide kalıyor.