Kitabın konusu, karşı konulamaz bir çekiciliğe sahip. Zaten severim böyle ada, deniz, kar, fırtınalı kurguları.
Her şey, bir reality şov için beş çiftin ıssız bir adaya gelmeleriyle başlıyor. Tüm masrafları karşılanan cennet gibi bir koy. Deniz, kum ve güneşin cazibesine kapılan bu çiftler, yaklaşan fırtınadan habersiz güne mutlu bir şekilde başlıyor ancak bu büyüleyici başlangıç kısa sürede yerini kâbusa bırakır. Bir gece gelen yıkıcı bir fırtına yüzünden, kendilerini buraya getiren mürettebatla iletişim kuramayan bu grup, hayatta kalabilmek için birbirine tutunmak zorunda. En temel ihtiyaç olan suyun giderek azalması ve çiftler arasındaki gerilimin tırmanmasıyla birlikte, bu şov hayatta kalma savaşına dönüşür.
Kitap, Survivor hissi verirken, aynı zamanda “Sineklerin Tanrısı”nın ilkel güç dengeleriyle harmanlanmış. Fırtınanın uğultusu, adanın tekinsiz atmosferi ve karakterlerin giderek artan çaresizliği okura başarılı bir şekilde yansıtılmış. Ancak okur, yüksek tempolu bir gizem ya da sürprizlerle dolu bir gerilim beklememeli. Kitap daha çok, güçlü olanın ayakta kaldığı; pasif olanların ise kaçınılmaz bir şekilde elendiği sert bir düzeni gözler önüne sermiş.
Finalinde de bir sürpriz ya da sarsıcı bir son beklemeyin çünkü yazar baştan bazı kartlarını açtığından katil kim sorusu sordurmuyor. Daha çok kim hayatta kalacak sorularıyla ilerliyor kitap.
Ha okunmalı mı?
Bence okunur ancak fazla beklentiye girmeden alın elinize derim.