İlk bakışta sıra dışı bir aşk hikayesi anlatıyor gibi görünse de aslında çok daha derin bir meseleyle ilgileniyor suç, vicdan, utanç ve geçmişle yüzleşme. Michael ile Hanna arasındaki ilişkiyi okurken zaman zaman rahatsız oldum, zaman zaman karakterlere karşı empati kurdum. En etkileyici tarafı ise yazarın hiçbir karakteri tamamen aklamaması ya da tamamen suçlamamasıydı. Romanın ikinci bölümünde hikayenin aldığı yön beni en çok etkileyen kısım oldu. Özellikle Hanna'nın durumu ortaya çıktığında, insanın bir insanı gerçekten ne kadar tanıyabileceği sorusu düşündürücüydü. Kitap boyunca verilen ahlaki ikilemler o kadar gerçekçi ki, kendinizi sürekli yargılarınızı sorgularken buluyorsunuz. Schlink'in dili oldukça sade. Gereksiz duygusallığa kaçmadan okurun kalbine dokunmayı başarıyor. Kısa olmasına rağmen yoğun bir roman. Kitap sadece bir hikaye anlatmıyor, aynı zamanda zor sorular soruyor.