İnci romanının hikâyesi aslında meşhur bir halk hikâyesine dayanıyor. Roman, fakir bir balıkçı olan Kino, eşi Juana ve bebekleri Coyotito etrafında dönüyor. Bir gün bebeklerini akrep sokmasıyla, sınıfsal ayrımcılığı daha en baştan görmeye başlıyoruz. Doktorun onları fakir oldukları için geri çevirmesi, bu ayrımı açıkça ortaya koyuyor.
Daha sonra Kino’nun bulduğu inci, aile için bir umut oluyor. Bu umut; daha iyi bir hayat, eğitim ve saygınlık hayaline dönüşüyor. Ancak inciyle kurulan hayaller zamanla kıskançlığa, açgözlülüğe ve hatta şiddete dönüşüyor.
İnci üzerinden değerlendirilen batıl inançlarla birlikte, cahilliğin nasıl bir canavara dönüştüğünü görüyoruz. İnsanların, gerçeği bilmeden konuşmaya ve her şeye bir anlam yüklemeye ne kadar meyilli olduğu ortaya çıkıyor. Hikâye ilerledikçe, incinin uğruna yaşanan kayıpların yanında aslında ne kadar değersiz kaldığını fark ediyoruz. En sonunda Kino için inci, bir umut olmaktan çıkıp felaketin simgesine dönüşüyor.