1759 yılında yayımlanan Candide, edebiyat tarihinin en zeki ve en sivri dilli metinlerinden biri olmuştur. Gottfried Leibniz'in "mümkün dünyaların en iyisi" felsefesini hedefe koyan bu felsefi roman, dışarıdan baktığımızda naif bir gencin maceralarını anlatsa da aslında dönemin dogmalarına, körü körüne inançlarına ve anlamsız savaşlarına açılmış bir isyan bayrağıdır. Bu yüzden de eser defalarca sansüre uğramış ve Voltaire ölüm tehditleri almıştır. Nasıl ki günümüzde medya güçlülerin elindeyse o dönemde de gazeteler ve dergiler kilise ve monarşinin onayından geçmek zorundaydı. Kalkıp da din eleştirisi ya da kralı eleştirmek kimin haddineydi ki!
Neyse ki günümüzde böyle şeyler yaşanmıyor.
Kitabın özellikle kara mizah kısmını çok beğendim. Öyle ki Voltaire'in Pangloss karakteri üzerinden yaptığı felsefi hiciv tek kelimeyle kusursuz. Karakterlerin başına depremler, savaşlar, hastalıklar ve engizisyon işkenceleri gelirken Pangloss'un hâlâ "her şeyin en iyi amaç için gerçekleştiğini" savunması, toksik ve pasif bir iyimserliğin ne kadar tehlikeli olabileceğini harika bir şekilde gösteriyor.
Bir diğer değinmek istediğim hususta şu; 18. yüzyılda yazılmış felsefi bir metin olmasına rağmen inanılmaz bir akıcılığa sahip. Almanya'dan Lizbon'a (özellikle 1755 Lizbon Depremi'nin kitaba entegre edilişi çok çarpıcıydı), Güney Amerika'daki ütopik El Dorado'dan İstanbul'a kadar uzanan macera, aksiyon filmi hızında ilerliyor gibiydi. Voltaire araya asla sırıtmayan çok güzel felsefi göndermeler de bulunmaktan da çekinmiyor.
Bunların haricinde beğenmediğim kısımlara da değineyim biraz. İlk olarak gözüme batan kısım karakterlerin tek boyutlu olması oldu. Karakterlerin kanlı canlı insanlardan ziyade, Voltaire'in fikirlerini çarpıştırdığı piyonlar gibi hissettiriyor. Örneğin Cunégonde, hikâye boyunca sadece Candide'in ulaşmaya çalıştığı bir amaç ve kitabın sonunda güzellik-çirkinlik kavramları üzerinden yapılan trajikomik bir espri malzemesi olmanın ötesine geçemiyor. Karakterlerin psikolojik evrimini, Candide'in son bölümdeki uyanışı dışında pek göremedim açıkçası.
Lakin kitaba 9 puan vermemin sebebi de kelle koltukta bir kitabı kaleme alacak cesaretinin olmasıdır.
Benim için Candide, insanın dünyadaki acılar karşısındaki çaresizliğini ve bu çaresizliği soyut felsefelerle örtbas etme çabasını tokat gibi yüzüme vuran bir eser oldu. Karakter derinliği konusundaki zayıflıklarına rağmen, sadece El Dorado bölümündeki ütopya eleştirisi veya o meşhur final cümlesi için bile okumayı hak ediyor.