Anton Çehov
Altıncı Koğuş, yalnızca bir akıl hastanesini anlatan bir roman değil; insanın vicdanını, toplumun duyarsızlığını ve "normal" dediğimiz kavramı sorgulayan güçlü bir klasik. Çehov, okuru rahatsız eden ama bir o kadar da düşündüren sorularla baş başa bırakıyor: Delilik gerçekten aklın bir hastalığı mı, yoksa bazen adaletsiz bir dünyaya verilen en insani tepki mi?
Roman boyunca beni en çok düşündüren şey, kötülüğün her zaman kötü niyetle ortaya çıkmadığıydı. Bazen haksızlıkları görüp sessiz kalmak da en az onları yapmak kadar yıkıcı olabiliyor. Çehov'un eleştirisi yalnızca bir döneme değil, bugün hâlâ geçerliliğini koruyan insan hâllerine yöneliyor.
Kitabı kapattığımda aklımda tek bir soru kaldı: İnsanı gerçekten deli eden şey zihni mi, yoksa yaşadığı dünya mı? Sanırım bu sorunun cevabını herkes kendi hayatına bakarak verecek. İşte bu yüzden Altıncı Koğuş, yıllar geçse de değerini kaybetmeyen eserlerden biri.