Nobel ödüllü ünlü Norveçli yazar Knut Hamsun'dan okuduğum ikinci kitap Göçebe oldu. Birçokları gibi ben de ilk olarak Açlık kitabını okumuş ve oldukça beğenmiştim. Dolayısıyla bu kitaptan beklentim biraz yüksekti. İsminden anlaşılacağı üzere göçebeliği anlatıyor kitap ve kendinizi bir göçebe olarak hayal etmenize yardımcı oluyor. Aslında biz göçebe yaşamı tarih derslerinde bahsedilen Orta Asya Türkleri'nden biliyoruz, ancak buradaki durum mecburiyet değil tamamen keyfi. Dil ve anlatıma bakarsak biraz ağır olmakla birlikte doğa ve kişi betimlemeleri sık. Kitap fazla durağan nerdeyse ilerlemiyor gibi ve bazen boş muhabbetler sıkabiliyor insanı. İzafiyet teorisinin kanıtı bu eseri okumak olabilir aslında, en az 7 sayfa bitmiştir derken sadece 3 sayfa ilerlediğinizi görebilirsiniz. Bir göçebe nasıl bir hayat sürer, nelerle uğraşır, ruh hali nasıldır, geçmiş ve geleceğe nasıl bakar yazar bize bunları anlatıyor başarılı şekilde. Dili ağır demiştim fakat oldukça eski bir döneme ait olduğunu göz önüne almak gerekiyor. Kitap aslında 3 kitabın birleşmesiyle oluşuyor. Bu üç bölümde yazar sırasıyla göçebe hayatında yaşadığı maceraları günlük tutar gibi anlatıyor bizlere. Hem çok olay oluyor hem az. Öyle büyük hadiseler yok genelde normal hayatta karşılaştığımız işe girme, ölüm, hastalık, evlilik gibi sıradan hikayeler diyebiliriz. Biraz hippilik gibi bir yaşam tarzı var baş karakterin ama çiftliklerde belli süre çalışıp parasını kazanıyor ve insanlarla iyi ilişkiler kurma çabasında. Kendisi şehir karmaşasından kaçıp kurtulmak amacıyla kendini doğaya salsa da şehirden kopamıyor aslında, mesela mektup göndermek için şehirdeki postaneye uğramak zorunda ya da giyim kuşam için. Açıkçası hiç bana göre değil böyle şeyler dolayısıyla sıkılmam bundan kaynaklı biraz. Çiftliklerde çalışmak ve konaklamak nasıl bir şey bunu okuyoruz biz. Doğaya bir hayranlık ve sevgi var tabi göçebelik olunca konu. Sonra insanlar ister kentli, ister köylü olsun kişiliklerin içten geldiğini görüyoruz, yani bir insan çiftlikte yaşıyor diye onun sapsaf ve tertemiz biri olduğu anlamına gelmiyor. Knut Hamsun kendi ülkesini ve toplumunu da eleştiriyor. O yıllarda vasat bir ülke olan Norveç'i şimdi görse yaşamak için ölümsüzlüğe servet öderdi herhalde. Ders olarak alınacak şeyler var ve kendi toplumu bunu almış görünüyor. Yazarın İsviçre ve Almanya'ya olan hayranlığı ile gelişmekte olan İsveç'e olan imrenmesi fazlasıyla kendini belli ediyor. Biraz durum romancılığı var sanki kitapta, herhangi bir sayfasını açıp okusanız önceki olayları kaçırdım diye üzülmezsiniz. Daha kısa olabilirmiş eser bence biraz fazla uzatılmış gibi geldi. Açlık kadar olmasa da güzel kitaptı. Yavaş ilerleyen kitaplara karşı sabırlıysanız sizi rahatsız etmeyecektir. Solem diye bir arkadaş var ki pisliğin tekidir ona boş bardak bile emanet edilmez gider onla cinayet işler. Göçebelik heyecanlıdır ama düzenli hayat şart, okuyun ama özenmeyin bence. Üç kuruş için çiftliklerde yanaşma olup elalemin ağız kokusu çekilmez, zira çiftliğin işi hiç bitmiyor şehir hayatı güzeldir boşverin.