Yazarın ismini genellikle Dostoyevski'nin kitaplarında görüyordum. 28 yaşında hayata erken veda eden yazarlardan biri Lermontov. Ölümünün en trajik yanlarından biri de aynen kitabında geçen düello sahnelerindeki gibi bir düelloda ölmesi. Bu kadar erken ölmeseydi adını muhtelen Tolstoy Dostoyevski ve Turgenyev ile birlikte anıyor olucaktık. Ancak insanın hayata erken veda etmesi ölümsüz olmasına ya da iyi işler yapmasına engel değildir. Lermontov'da ardında Peçorin gibi bir karakter bırakıyor ve aradan yüz yıldan fazla zaman geçmesine rağmen insanlar onun hakında konuşabiliyor.
Özünde saf olan iyi karakterlere alışmışsanız Raskovnikov, Prens Mışkin ya da Alyoşa Karamazov gibi Peçorin karakteri insanda biraz şok etkisi yaratıyor çünkü iyi mi kötü mü asla anlayamıyorsunız. Benim son kararım kötü olduğu yönünde ancak bu yoruma açık bir konu bence. Kötü bile olsa Peçorin sevdiğim bir karakter oldu. Bir olay karşısında takındığı tavırla kendinizi bir anda onun zekasına hayran olmuş buluyorsunuz.
Benim için ilginç olan karakterlerden biri de Werner oldu. Yazarın deyimiyle insan yüreğinin bam tellerini bir cesedin damarlarını inceler gibi incelemiştir Doktor Werner ama bu bilgilerden yararlanamamıştır. Belki de bunu yapabilse karşımıza Peçorin'den bile daha iyi insanları yönetebilen bir karakter ortaya çıkacaktı.
Bu kitabın en sevdiğim yanı Maksim Makismiç 'den bir yandan Peçorin'in hikayesini dinlerken bir yandan da yolculuk yapıyorsunuz yüksek karlı dağların tepelerinde... Ve anlatılan hayalmiş gibi gelen Peçorin'le karışılaşıyorsunuz. Karşınızda dikiliyor günlüklerini Maksim Makismiç'e bırakıyor ve siz de onun hikayesini öğrenmeye başlıyorsununz.
SPOLER!!!!!!
Sanırım tek bir kişiye aşık olan roman karaterlerine çok alışmışım. Peçorin'in Bela'yı eskisi gibi sevmemesi bende en çok hayal kırıklığıma yol açan kısım oldu. Bütün erkek roman karakterleri Alyoşa gibi olmuyor.Bütün insanların birbirnin aynısı olmadığı gibi