•"Hey cesur yeni dünya! Hey cesur yeni dünya ki içinde böyle insanlar var!"
•Miranda, Shakespear'in Fırtına adlı eserinde deniz kazası geçirip sahile vuran saray mensuplarını gördüğünde söyler bu sözü; Vahşi ise kendi boşluklarında özgür ve mutlu olduklarını düşünen, acıyı bilmeyen insanları görünce...
• Kitap bir çeşit karanlık ütopyadır, yani distopya. İnsanlar yapmak zorunda oldukları şeyleri sevmeye şartlandırılmışlardır. Kendileri düşünmezler. Hipnopedya yani uykuda öğrenme yöntemi ile hükümetin işlerine gelen şeyleri sevdirmesidir bütün olay. Lakin yine de herkes özgür ve mutlu olduğunu iddia eder. Acı da çekmezler asla, bir şey oldu mu "Soma" adı verilen haplardan alırlar. Ne de olsa "bir soma bin musibeti önler."
• Normal olmayan davranışlar sergileyen, düzene karşı çıkan kişiler dışlanır. Normal değil çünkü. Peki nedir normal? Herkesin kabul edip yaptığı şey midir? Eh bu da ayrı bir düşünme konusu tabi.
Bu dışlanma konusu şöyle işlenir kitapta:
• "Evet, mesele tam da bu," diye delikanlı kafasıyla onayladı. "Eğer farklıysan, yalnızlığa mahkum oluyorsun. Yalnız olana acımasız davranıyorlar. Biliyor musun, beni her şeyden dışladılar...yine de ben kendi başıma yaptım."
• Bunları söyleyen Vahşi kitaptaki en güçlü karakterimizdir. Ya da en anormal olan mı demeliydim?
Her neyse, okuyunca siz karar verirsiniz.
• Herkes ona "Vahşi" der. Peki neden vahşi? Soma almadığı için mi? Herkesten farklı olduğu için mi? Yoksa acı istediği için mi?
• "Ben keyif aramıyorum. Tanrı'yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum."
"Aslında," dedi Mustafa Mond, "siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz."
"Öyle olsun," dedi Vahşi meydan okurcasına, "mutsuz olma hakkını istiyorum."