Anlayacaksınızdır, bu dava Anna'nın böbreğini bağışlamasıyla ilgili değil. Bir deri hücresi, bir tek kan hücresi, bir DNA zinciri bağışlamasıyla ilgili de değil. Bu kişi haline gelme sürecinin doruğundaki bir kızla ilgili.
Roman; Booklist yorumunun da dediği gibi sadece 'elinizden bırakamayacaksınız' diyebileceğiniz bir kitap değil, sadece bir gecede okuyup etkisinden kurtulabileceğiniz, kolay kolay atlatabileceğiz bir kitap da değil.
Bir aile dramı insanı hep derinden etkiler. Aile içinde dram çağırmaya yetecek de artacak kadar sevgi, bağlılık, kıskançlık ve önyargı gerektirir çünkü. Ağlamadan zaten kurtulamazsınız zaten. Ama bu roman bundan da çok daha fazlası.
Konunun muazzam olduğunu görüyorsunuz. Kurgu enfes. Hele karakterler... Kendini savunan bir genç kız, ailesi için en iyisini yaptığından fazlaca emin bir anne, bana elimde olmadan Matt Murdock'u hatırlatan, hayran kaldığım bir avukat, içinde öfke ve incinmişliği ateşle örten bir genç adam, bu ateşi söndürmekle iki şekilde de görevli olan bir baba... Ve bu kitabı tüm zamanlar favorilerime sokan tüm karakterleri, olayları, kurgusu.
Önce biraz daha ağlayacağım, sonra da filmi izleyip biraz da filmi yüzünden ağlayacağım.
İyi günler ;((