7/10
·736 syf.··
2018 14. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 26 Temmuz 2018 01:58
Bir romana, polisiye bir kurguya yerleştirilen bir ortaçağ Avrupası. Bu tarz kitaplarda yazarın kurguyu, bilgi aktarımının bahanesi olarak kurduğunu düşünürüm. Çünkü edebiyatla süslenmedikçe benim gibiler nereden merak edip de araştırmak zahmetine girecek? Henüz bir papazla bir kardinalin bile farkını tam olarak bilmeyen ben için türlü türlü mezhep mensuplarının tartışmalarına şahit olmak, çok keyifli olduğunu iddia edemesem de oldukça bilgilendiriciydi… Ancak baştan belirtmek gerekir ki romanın tarihsel gerçekçiliği içine yedirilen kurgusal tuzaklara da düşmemek gerek. Doğruluğundan şüphelenip internette Aristo'nun kayıp kitabı gibi bir arama yaptığımı itiraf etmeliyim :) Öncelikle romanın iki ana tartışma etrafında şekillendiğini söylemek gerek. Birincisi İsa peygamberin yoksul olup olmadığı, mülkiyete değer verip vermediği konusu. Böyle bir tartışma konusunun mezhep çatışmalarına, kan dökülmesine yol açtığına inanmak oldukça trajikomik görünse de Eco bunu gizeme mahal vermeden açıkça uzun uzun anlatıyor. Hem yargısal hem idari bir erk olan kilisenin ve papalık makamının İsa’nın yoksul olduğunu kabul etmesinin, kendisinin de yoksul olması gerektiği ve gücünü kaybetmesi anlamına geldiğinden bunca hengame… İkinci tartışma ise roman boyunca önemi anlaşılmasa da özetle gülmenin dini bir tutum, günah olup olmadığı. İsa peygamber güler miydi, güldürü içeren dinsel metinler faydalı mıdır yoksa kutsallara saygısızlık mıdır vs… Bu konu roman boyunca yer yer işlense de hem kurgu hem de inanç kavramı açısından önemi ancak son kısımda kavranabiliyor. Romanda Aquinolu Thomas, Ockhamlı William gibi felsefe tarihi için de önemli olan kişilerin yer yer adı geçiyor özlerine çok değinmeksizin. Ama en önemlisi Aristoteles. Kurgunun düğümlerinin Aristoteles’te çözülüyor olması oldukça ilgi çekici. Gerçekten de Ortaçağ Hristiyan dünyası için çok önemli bir yeri vardır Aristo’nun. Aristo deneye önem vermiş, hakikati göklerde aramaktansa doğada, dünyada aramış çok büyük bir bilim adamı ve tabii filozoftur. Bilime yaptığı katkıların önüne 1800 yıl kadar geçilememiş denmesi abartı olmayacaktır. Dünyanın evrenin merkezi olduğuna, cisimlerin düşüşüne ilişkin fikirlerinin çürütülmesi 16.YY’da ancak gerçekleştirilebilmiş. Ortaçağ Hristiyan dünyasının bilimi, skolastik düşünce de denen yapı Aristo etrafında gelişir, onu benimser. Belki de sonraki atılım döneminin anahtarı burada gizlidir. Çünkü Aristo’yu da Platon’u da koca bir yunan felsefesini de koruyan ve geliştiren Müslümanlar daha çok Platon’cu öğretilere sarılmıştı. Bu da deneyden çok akla, akıl yoluyla inancı pekiştirmeye neden olmuştu. Kitaba dönecek olursak, bir yandan büyücülük, cadılıkla suçlanarak komik bir yargısal faaliyetle yakılan insanlar, güce itaat etmediklerinden sapkınlıkla yaftalananlar, dinsel görünüşün altındaki çıkarcılıklar, diğer yandan her şeye rağmen erdemli kalabilen az da olsa temiz ve inançlı insanlar. Ayrıca deccal gibi konuların Hristiyanlıktan geleneksel sünni öğretiye doğrudan alındığı da görülebilmekte. Son olarak, romanın benim incelemem kadar sıkıcı olmadığını garanti ederim. Polisiye kurgunun da bu türe yabancı olmakla birlikte kaliteli ve sürükleyici olduğunu söyleyebilirim sanırım. İyi okumalar…
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 202015,9bin okunma
··
150 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Özellikle mezhep çatışmaları bölümünde sıkılmıştım çünkü yabancıydım. Fakat geri kalan kısımları zevkle okumuş, bittiğinde de üzülmüştüm🙏Kısacası güzel kitaptı.
Eco'ya başlayayım yakın zamanda diyordum ama incelemen gözümü korkuttu be :)) ufacık hevesim vardı zaten :))
Abdurrahim Kara
Gönderi Sahibi
Biraz geyik muhabbetine kaçmış oldu bizimki. Bir de alt konuşmalar, kişisel okuma tarzına uygun olup olmama meselesi üzerinden yürüdü. O yüzden okuyacak olanlarca yanlış anlaşılmasını istemeyiz.