Puan vermedi·294 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Temmuz 2018 20:26 nasıl başlayacağımı bilemiyorum. kafam devrik ve bitmeyen cümlelerle o kadar doldu ki, toparlayamıyorum kafamı.
benim birinci bölümüm daha çok benjy'e üzülmeye odaklı bir şekilde geçti. evdeki neredeyse tüm insanların ona hakaret ediyor oluşu, onun hiçbir şeyden anlamayışı, sürekli ağlıyor olması ve okudukça gözümde canlanan ona karşı nefret dolu bakışlar. 33 yıllık bir hayat ve kendisini seven bir elin parmağını geçmeyecek kadar insan var. ve bütün bu olanlarda onun hiçbir suçu yok. kimse engelli olarak gelmek istemez dünyaya, hatta sorsan, çoğu insan, gelmek istemez.
ikinci bölümde daha çok zorlandım ben şahsen. quentin'i çok sevdim, sebebini bilmiyorum, ama yine de en zorlandığım bölüm buydu. en etkileyici cümleler buradaydı, ekşidekiler de en felsefik bölüm gibisinden bir şeyler demişler, haklılar. anlaşılması en zor bölüm bu bölümdü bana göre ve en güzel bölüm de bu bölümdü. bana göre.
üçüncü bölümü, jason'dan çok hazzetmediğimden hızlıca bitirip geçmek istedim. nitekim öyle de oldu. zaten ilk iki bölüme göre daha anlaşılır olduğu için hızlıca okumakta bir sorun yaşamıyorsunuz. jason'ı sevmiyorum ancak az da olsa kimi düşünceleri doğru. çok net, vicdan ve duygu yoksunu kişileri sevmem ama bu onların kimi konularda haklı oldukları gerçeğini değiştirmiyor maalesef.
-spoiler-
bu kimi konular, ırkçılığıyla ya da saçma sapan aile reisliği tavırlarıyla ilgili değil, yanlış anlaşılmasın. mesela quentin'in harvard'a gitmesi ama onun gitmemesi. ailede belki de üstüne en az düşülmüş çocuk olması, ama ona rağmen yine de ailesine bakıyor oluşu. annesinin ölümünden sonra tamamiyle nefret edilesi bir insana dönüşse de, yine de şunu düşünmeden edemiyorum; ona karşı olan bu ilgisizliğin böyle bir tepkiyle cevaplanması çok mu sıradışı bir şey?
-spoiler-
4. bölüm, dilsey. bu bölüme gelene kadar dilsey'e olan davranışların ne seviyede olduğunu çok düşünmemiştim. onu sevmeyen ve ona kötü davranan, onu sıkan ve yoran bir tek jason'dır diye düşünmekteydim. dilsey, evin bütün yükü omuzlarında. çocuklara sadece yemek değil, annelik de yapıyor ancak kimsenin umrunda değil. "vefasızlık en nefret ettiğim şeydir." der saygıdeğer bir tanıdığım. bu bölümde bu cümle çok geldi aklıma.
son bölüm, william faulkner. bu bölümü okurken (son sayfalar dışında) biraz sıkıldığımı söylemek istiyorum. aynı üslubun açıklama için yazılmış bölümde de devam etmesi beni sıkan şey oldu. ama yine de beğendim yazarın bu tavrını. öyle okuyup geçip gitme biraz daha beynin mıncıklansın öyle git diye düşünerek yazdı herhal sevgili yazar.
güzel kitap. bittikten sonra bir müddet aptal gibi oldum. etkisi çok büyük insan üzerinde. kitabı bırakıp gündelik işlere döndüğünüzde kaldığınız yer kafanızın içinde çınlıyor. yeniden elinize aldığınızda üslup sizi başka yerlere götürüyor. şey olmuyor mesela; okurken hayallere dalmak falan. tam alışıyorsunuz, biraz dalıyorsunuz sonra yeni paragrafta farklı bir anıya geçilmiş yahut önceki paragraftan bağımsız başka bir şey anlatılıyor. bu sefer yeni paragrafa alışmaya çalışıyorsunuz. kitaba alışmaya çalışırken de kitap bitiyor. etkisi; siz kitabı hatırladıkça, üstünüze çöken karanlık bir sessizlik misali ya da size ağır gelen ne ise, ondan.
okuyun, ama gerçekten boş bir vaktinizde. kafanızda gündelik hayatınızın sıkıntıları, bekleyişler, beklentiler, belirsizlikler, olmuşlar ve ölmüşler varken, zihniniz yeterince yorgun ve yoğunken okumamanız gerekiyor. yoksa çok bir şey anlamazsınız, yarısına gelmeden bırakırsınız. ama okuyun mutlaka. ağır mağır, güzel kitap.