·123 syf.··Beğendi
···Okunma: 24 Ağustos 2016 20:15 Japon edebiyatına Haruki Murakami ile hızlı ve keyifli bir giriş yaptıktan sonra başka Japon yazarlar aramaya başladım. Bu arayışta Yasunari Kawabata ile tanıştım ve her türlü eski baskı, veya baskısı tükenmiş, nadir, antika kitaplar satan bir internet sitesini keşfetmem ile Kawabata'nın Karlar Ülkesi ve Kiraz Çiçekleri kitaplarını satın aldım. Kitapların en güzel tarafı Altın Kitaplar Yayınevinin 1968 basımı şömizli orjinal cildinde saman kağıtlı ve tertemiz durumda olması idi. Hatta içinde 1968 ten kitabın birine hediye edildiğini belli eden güzel bir not, okumadan önce ayrı bir keyif ve nostalji kattı bana :)
İşin ilginç yanı, daha Junichiro Tanizaki kimdir bilmeden Karlar Ülkesini okuduktan sonra kitapta aslında iki ayrı yazarın romanının bulunması idi. İşte Tanizaki'nin Anahtar'ı ile tanışmamda böyle oldu. Karlar Ülkesi'ni okuduktan sonra Tanizaki'nin Anahtarı'nı okudum ve iyi ki böyle bir rastlantıya denk geldim dedim :)
Böyle diyorum çünkü kitap normal bir roman akışında ilerlemiyor. Artık evliliklerinde iletişim kopukluğu yaşayan bir karı kocanın tuttuğu günlükleri aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurmaları üzerinde ilerliyor. Kitabın anlatımı da tarih tarih günlüklerde yazdıkları üzerinden okuyucuya aktarılıyor. Konusunu ilginç bulmakla beraber özellikle günlüklerle anlatım stilini çok değişik ve sıradışı buldum. Belkide bu yüzden çok ilginç buldum okumaktan keyif aldım. Bazen yazarların sıradışı anlatım yöntemleri hoşuma gidiyor.
Kitabın dili gayet yalın ve sade fakat Japonlara has uç noktalarda mahremiyet sınırlarını zorlayan anlatımları ve bunu gayet samimi bir şekilde yansıtması ve rahatsız etmemesi tipik Japon Edebiyatı işte :)
Ama şöyle bir durum var kadın kocasının, günlüğünü okuduğunun farkında ve bazı şeyleri özellikle de o okusun diye yazıyor hatta kocası ilerleyen sayfalarda karısının onun okuduğunu bildiği hatta bazı şeyleri bu yüzden bilerek yazdığı hakkında şüphelenmeye başlıyor. Ama koca zannediyor ki kendi günlüğüne yazdığı şeyleri karısının da okuduğunu hatta bu fikre kitaba ismini veren o ünlü anahtar yüzünden kapılıyor. Ama gel gör ki karısı kocasının günlüğünü okumuyor ama okuduğunu zannetmesini istiyor ve Aşk-ı Memnu ile yarışır şehvet dolu sayfalar başlıyor :)
Elimden geldiğince dilim döndüğünce olayı biraz anlatmaya çalıştım çünkü gerçekten garip bir kurgu var önümüzde ve kitabı merak uyandırıcı, okumasını zevkli kılan ve güzelleştiren de bu kurgu. Özellikle bulabilirseniz 1968 yılı saman kağıtlarında nostalji yaşatan bu baskıyı bulup okumanız. İyi okumalar dilerim...