Okuduğum ilk japon yazar Tanizaki.
japon kültür ve inanışlarını konu alan hatta dramatik bir hikaye beklerken, beni şaşırtan ilginç kurgusuyla, dilinin sadeliği ve son sayfaya kadar sıkmadan üstelik ilginçleşmeye devam ederek biten, çok keyifli bir hikayeyle karşılaştım. .
Evli çiftlerin birbirlerini çok iyi tanıdığına dair düşünceleri yerle bir eden hikayenin kahramanları; yirmi yıl evli kalmalarına rağmen isteklerini, arzularını, tutkularını, çekişmelerini, birbirlerine söyleyememektedirler. İkuko; geleneklerine bağlı, güzel alımlı, evlendiği ilk günden beri kocasının gözlüksüz haline bakamayan hemen içi kalkan, ancak kocasının tutkulu aşkından ötürü kendini ona sadakatle bağlayan, hatta yıllar içinde sevmeyi de başaran, ama bu hislerinden kocasına bahsetmeyen zeki, biraz da sinsi bir kadın. .
Kyoto; elli altı yaşında üniversitede öğretim üyesi, yıllardır da günlük tutma alışkanlığı var ancak genelde bilimsel konulardan bahseder. Ancak bir gün karısıyla ilgili günlük tutmaya başlar. Gizli arzularını kaleme alıp, günlüğü olmadık yerlere saklarken, bir yandan karısının günlüğü okumasını arzu eder.
.
Olaylar; birbirlerinin günlük tuttuklarını bilmelerine rağmen kendilerine ya da karşıdakine saygılarından okumadıkları ya da okumadıklarını düşünmesini istemeleri nedeniyle karmaşıklaşır. Böylece evliliklerine gizemli bir hareket katmış olurlar
.
En çok güldüğüm yer, kocası günlüğüne göz kapaklarından öpülmesinden çok hoşlandığını yazarken, kadının değil öpmek bakarken bile içinin kalktığı bu yüzden hep karanlığı tercih ettiğini yazdığı bölümdü
.
Edebi açıdan çok yalın olduğu için beni etkileyen bir betimleme bulamadım ve japon edebiyatı adına bana pek fikir vermese de keyifli bir okuma sunduğunu söyleyebilirim.