152 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Öncelikle şunu söyleyeyim, kitap bir çırpıda okunabilen bir kitap. Sizler için üşenmedim tek tek boş olan sayfaları ve sadece resimlerin olduğu sayfaları saydım: toplamda -yanlışım yoksa- 46 sayfası zaten boş. Geriye okunacak 106 sayfa kalıyor. Ee bi zahmet o kadarcık sayfayı da okuyuverin (:

Kitabı okuyup da beğenmeyen pek azdır diye sanıyorum. Ancak okuyanların büyük bir çoğunluğunun aklında kalan tek veya en belirgin ifade: "BÜTÜN HAYVANLAR EŞİTTİR. AMA BAZI HAYVANLAR ÖBÜRLERİNDEN DAHA EŞİTTİR." kalıbı sanırım. Tamamen bu cümleye odaklanmanın yetersiz olduğunu düşünüyorum.

Bir yandan bu kadar çok göz önünde olan, bu kadar bilinen ve sevilen bir kitabı neden daha önce okumadım diye kendime kızıyorum. Bir yandan da farkettim ki bu sıralar, okuduğum kitaplarda hep günümüze ışık tutan detaylar görüyorum. Ya ben çok hayalciyim ya da bizim kuşağın şahit olduğu birçok olay "tarih tekerrürden ibarettir" sözünü tasdikler nitelikte...

Tabii ki bu kitap yalnızca bizim dönemimiz için ders alınacak bir kitap değil; tarihi olayları farklı bir açıdan değerlendirmemize veya tarihsel bazı olayları tekrar sorgulamamıza kapı aralayan bir başyapıt niteliği de taşıyor.

Kitabı okumuş veya okumamış herkesin, bu kitabı daha iyi anlaması için farklı kaynaklardan 1905 Rus Devrimini, 1917 Ekim Devrimini öte yandan Stalin ve Troçki arasında ki çekişmeyi detaylıca incelemelerinde yarar buluyorum. Zira özellikle Ekim Devrimi ve Stalin-Troçki çekişmesi kitabın özünü oluşturmaktadır. Kitapta tasvir edilen karakterlerin gerçekte kimleri temsil ettiğini anlamak açısından da bu araştırmaları yapmak faydalı olacaktır.

Kitabın genel konusunu, "insanlarca ütopik bulunan bir hayale tam ulaşılabilecekken, güç zehirlenmesi yaşayan Stalin'in bu ütopik dünyayı distopik bir cehenneme çevirmesi..." şeklinde özetlersem pek de yanlış olmaz sanırım.

Dikkatimi çeken nokta ise kurgunun hayvanlar üzerine kurulmuş olması. Burada da yazarın bir göndermesi olduğunu düşünüyorum. Özellikle de gücü elinde bulunduran hayvanların, tür olarak domuz olması bence yazarın taş üstüne taş atma maksadıyla tercih ettiği bir durum. Ve çiftlikte ki hayvanları da gözden kaçırmayın derim, özellikle de koyunları...

Bir başka dikkatimi çeken husus da yazarın kendisi ve eseri arasında ki alaka üzerine... Bilindiği üzere George Orwell (Gerçek adıyla Eric Arthur Blair), kendisini sosyalist olarak tanımlayan bir yazar. Kitap incelemelerinde ve kitap üzerine yaptığım sohbetlerde dikkatimi çeken gariplik ise kitabın sanki sosyalizme karşı yapılan bir taşlamaymış gibi anlaşılması... Bana kalırsa ben sosyalistim diyen birinin sosyalizmi böyle dehşet verici bir şekilde taşlaması zaten mantıksız. Ki zaten kitabın doğrudan doğruya Stalin'i hedef aldığı da aşikar.
(Bazıları da komünizme yönelik bir taşlama olduğunu iddia ediyor.)

Öte yandan takdir edilesi bir başka nokta da, -biraz araştırdıysanız- kendisini "ben sosyalistim" diye tanımlayan birinin, hayatı boyunca kendi ideolojileriyle her daim örtüşmese bile haklının, doğrunun peşinden koşuyor olması ve bu kitabında da Stalin'in hakkını gözetiyor olması.
Kitabı yazdıktan sonra, Çapski adlı bir arkadaşının II. Dünya Savaşı sırasında Stalin'in göstermiş olduğu cesarete vurgu yapması üzerine, kitapta çok ufak bir kelime düzeltmesinde bulunuyor yazarımız. Çiftliğe insanlar tarafından saldırı yapıldığı anı konu alan kısımda "...bütün hayvanlar kendilerini karınüstü yere atıp yüzlerini kapattılar." şeklinde geçen ifadeyi, George Orwell, sırf Stalin'in cesareti konusunda ona haksızlık etmemek adına: "Napoléon dışında bütün hayvanlar kendilerini karınüstü yere atıp yüzlerini kapattılar" şeklinde düzeltiyor. Bu bile onun hak ve haklı konusunda ne kadar hassas bir kişiliğe sahip olduğunun bir göstergesi...

Velhasıl kelam, yazarına ayrı eserine apayrı saygı duyduğum bir incelemeydi. Biraz uzun oldu lakin buna değdiğini düşünüyorum. Herkese iyi okumalar! (: