Gönderi

1000kitap Ailesi Uyumayanlar, uykusu kaçanlar, gözlerini tavana dikenler Hadii Bir şiir bırakın da gecemiz hüzünlensin
Edebiyat
·
24 Gösterim
28 Yorum
Artık gitmek gerek ! Bir turna katarı geçiyor sevgilim,görüyor musun ?Görüyor musun dağları çekilmiş ve kokuyor coğrafyam.Yüzümde çok geç kalmış bir devrimin buruşuk izleri.Ne yana dönsem eksik bir türküye sarılan insanlar görüyorum.Nereye gitsem dilleri ve gözleri bir birine benzeyen kadınlar ve adamlar.Peki bunlar neden korkmuyorlar ? Neden ölmüyorlar ?Dön baba dön oynuyoruz başkasının kara parçalarında dön baba dön başkasının sularında.Kim çekip çıkaracak bizi bu şizofrenik kuyudan.Kim dokunacak yüzümüzde ki Allah kadar eski çizgilere. Hasbinallah ! Ekşi,küflenmiş bir ekmek gibi kokuyor bu şehrin koltuk altları.Köpeği vurulmuş bir çoban sessizliğine gömülmüş gibi oluyor bu saatlerde.Herkes kendi ihanetine dönüyor ve herkes bir ‘kes’ arıyor ‘kes’ sizliğinde ! Kocaman adamlar ve kadınlar kahkahalarında saçları daha yeni örülecek kıvama gelmiş kızları, önce doğurup sonra boğuyorlar ! Sonra herkes kadeh kaldırıyor kaybettiklerine. -Şerefe -neye içiyoruz ? -gidenlere.! -kim gitti? -kimse kim -doğru ya.Herkesin bir gideni var.Di’mi? -birde gönderdikleri.. -… Şimdi küfretmeden allaha ve kara parçalarına koşmak gerek.Terlemiş bir attan beter kokan bir ülkeden bahar kokan bir ülkeye pamuk toplamaya gitmek gerek.Söz vermek ve sözünde durmak gerek.Gerektiğinde değil doğru zamanda doğru yerde olmak/ölmek gerek.Lastik ayakkabılarımızı güneşe koyup kocaman bir sessizliği kokutmak gerek.Ekmek arası torak yemenin hazına süphan eteğinde varmak gerek.Karacadağ da tektonik bir gölde tüm günahlarımızdan arınıp şiirimizi oraya bırakmak gerek. Lâ havle ! Yetmişlik bir adamı on yedilik bir kız çocuğuna dokunurken boynundaki muska ile boğmak gerek.Otogarları ve Muş’u yakmak gerek.! Tanık olduğum her anı belleğimden nasıl sileriz bilmem ama tanık olabileceklerimi bıyıklı pis bir adamın gözü önünde bayrak yapıp yakmak gerek .Patnos’a,Bulanık’a otobüs gitmemeli.! Ergen /erken ölüyor o zaman küçük kadınlar.Tüm dağları ve terminalleri saçları boyalı bu adamların başına yıkmak gerek.Yani anlayacağın sevgilim mazot içirteceksin sonra sıratı bu dünyada kuracaksın bu tipsiz adamlara.Bir tane vêl deresi yetmez bunlara Fırat Munzur ve Dicle’yi birer vêl eyleyip ayak parmaklarından yakmaya başlayacaksın. -yani? -yani;sen hiç otogarda çalışmadın ki ! Bu sebepten sevgilim senin yaşadığın yere gelmek gerek.Oradan başlamak ve değiştirmek gerek.Renkli potinli çocukların belleklerinden öpüp başlarına birer şiir geçirmek sonra kocaman şehirlerin aslında birer cehennem olduğunu/ kendi cennetinizi tahtaya çizin deyip çok taşlı çok kara bir coğrafyanın aslında bir yurt olduğunu anlatmak gerek.Bırak küfür etsinler.Esmerler küfr edince tanrı gülümsermiş! Bırak kavga etsinler.Ama verdikleri sözlerde durmalarını söyle.Dağları anlat onlara.Beş bin xarzan’lı kadın ve erkek savaşçıyı. Bindokuzyüzyetmişsekizi anlat onlara.Unutmasınlar.Koynumuzda ölen/ beraber yattığımız /kara kaşlı çocukları anlat.Beş nolu cezaevi de onlara.Anlarlar.Susmazlar.En kara olan kız çocuğuna bir tane toka al.De ki ; bu toka senin örüklerinin kelepçisidir.Sarıl örüklerine ve kaptırma de ! İşte bu yüzden sevgilim senin tamda olduğun yerden dünyaya bakmak gerek.Kızamık bile çıkarmadan ölen çocukların hikayesini resmetmek için burayı terk edip kocaman/amele gülüşlü dağlara beş yüz koyunla dönmek gerek.! Behna genî tê ji vî bajarî ! Feridun kurt
O kadar kusursuz ki bütün kusurlarımızı anlatıyor 🌼
Bir Ayrılış Hikayesi. Erkek kadına dedi ki: - Seni seviyorum, ama nasıl? avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya... Erkek kadına dedi ki: - Seni seviyorum, ama nasıl? kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beşyüz yüzde hudutsuz kere yüz... Kadın erkeğe dedi ki: - Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana... Ve artık biliyorum: Toprağın Yüzü güneşli bir ana gibi En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini... Fakat neyleyim saçlarım dolanmış ölmekte olanın parmaklarına başımı kurtarmam kâbil değil! Sen yürümelisin, yeni doğan çocuğun gözlerine bakarak... Sen yürümelisin, beni bırakarak... Kadın sustu. SARILDILAR Bir kitap düştü yere... Kapandı bir pencere... AYRILDILAR... Nazım Hikmet
Annem Ki beyaz bir kadındır Ölüsünü şiirle yıkadım. Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım. ....
Ellerin ellerin ve parmakların Bir nar çiçeğini eziyor gibi Ellerinden belli oluyor bir kadın Denizin dibinde geziyor gibi Ellerin ellerin ve parmakların Zaman ne de çabuk geçiyor Mona Saat onikidir söndü lambalar Uyu da turnalar girsin rüyana Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar Zaman ne de çabuk geçiyor Mona
Seni düşünmek güzel şey, ümitli sey, Dünyanın en güzel sesinden En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey... Fakat artik ümit yetmiyor bana, Ben artık şarkı dinlemek değil, Şarkı söylemek istiyorum. Nazim Hikmet Ran
Reklam
Terketmedi sevdan beni, Aç kaldım, susuz kaldım,    Hayın, karanlıktı gece,    Can garip, can suskun,    Can paramparça...    Ve ellerim, kelepçede,    Tütünsüz uykusuz kaldım,    Terketmedi sevdan beni.. Ahmed Arif
Bu yorum görüntülenemiyor
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.