·254 syf.····Okunma: 03 Eylül 2018 16:03 Tarihimiz açısından Ağustos ayının zaferlerle dolu olduğunu biliriz ancak 10 Ağustos 1920'de imzalanan bir felaketten pek bahsetmeyiz. Nedir bu felaket?
Reşad Halis Bey, Rıza Tevfik ve Hâdi Paşa tarafindan 10 Ağustos 1920’de hükümdardan ve hükümetten aldıkları yetki belgelerine dayanarak Paris’in banliyölerinden Sévres’deki çini fabrikasının sergi salonunda imzalanan Sevr Anlaşması'dır. Esasen bu antlaşma Türkiye üzerinde uygulanacak olan felaketler silsilesini barındıran bir projedir. Peki Vahdettin bu antlaşmayı onaylamış mıdır? Aslında kendisi Abdülhamid'in harçlıkları ile büyüdüğü için onun sadece parasını değil siyasetini de kullanmıştır. Bu yüzdendir ki politikası İngiliz dostluğu, Fransız yakınlığı ve Ali'nin külâhını Veli'ye, Veli'nin külâhını Ali'ye giydirmekten ibarettir. Bu yüzden sadece geciktirmiş ancak tasvip etmemiştir.
Peki Sevr Antlaşması uygulansaydı ne olacaktı Türkiye olağanüstü küçülecek ve Anadolu’nun en fakir parçasına sıkıştırılacaktı. Böylece Batılıların düzenledikleri sorunlarla dolu Ortadoğu mozaiğine bir parça olarak eklenecekti. Savunma gücü, ordusu, deniz kuvvetleri, uçakları olmayacaktı. Kendi gelirlerine sahip olamayacak, giderlerini yabancılar belirleyeceklerdi. Ekonomisini, sanayiini, yatırımlarını yabancılar denetleyecekler ve belirleyeceklerdi. Hemen bu uygulamaları örneklendirelim. 231. Maddesine göre Türkiye savaş nedeniyle Müttefiklerine büyük ziyanlar vermiştir. Türkiye’nin bunlara karşı tazminat ödemesi gerekir. Bir diğer madde, Türk vatandaşı başka yerlere gidemeyecek ama kendisine bu kısıtlamaları getiren Müttefik ülkelerden Fransa’nın Afrika’daki sömürgesinde yerlilere karşı yapılacak askeri hareketlerde görev alabilecektir. Başka bir madde daha, Türkiye’nin hava kuvvetleri, uçakları olmayacaktır. Hava kuvvetlerine ilişkin imalat yapamayacak, bu tür malları ithal etmeyecektir. Türkiye elindeki bütün savaş malzemesini ve cephaneyi Müttefiklere teslim edecek, kendisine belirlenen kuvvet için gerekli cephane bırakılacaktır. Antlaşma’nın 208-225. maddelerine göre tutsaklar derhal ülkelerine teslim edilecektir. Ama Müttefiklerin elindeki Türk tutsaklar, derhal değil, Türklerin elindeki tutsaklar eksiksiz olarak Müttefiklere teslim edildikten sonra bırakılabilecektir. Sevrde Türk tutsaklar böyle utanç teşkil eden maddelere konu olurken Mustafa Kemal ve Ankara Hükümeti Lord Curzon'a boyun eğdirdi ve 23 Ekim 1921’de yeni bir antlaşma yapılarak 20 İngiliz ve 64 Türk uyruklu (tutsakların bazıları Türk değildi) tutsak değiştirildi. Böylece kurtarılanlardan büyük bölümü Ankara’ya geldi ve savaşa katıldı.
Sonuç olarak söylenmelidir ki “Sevr’i kabul etmiştik ama İstiklâl Harbi’nin neticesinde yırtıp attık” ve misakı milli sınırlarımızı olabildiğince koruduk ve Sevrin dayattığı Anadolu'nun ücra köşesine sıkıştırılamadık.