Tarihimiz açısından Ağustos ayının zaferlerle dolu olduğunu biliriz ancak 10 Ağustos 1920'de imzalanan bir felaketten pek bahsetmeyiz. Nedir bu felaket?
Reşad Halis Bey, Rıza Tevfik ve Hâdi Paşa tarafindan 10 Ağustos 1920’de hükümdardan ve hükümetten aldıkları yetki belgelerine dayanarak Paris’in banliyölerinden Sévres’deki çini fabrikasının sergi salonunda imzalanan Sevr Anlaşması'dır. Esasen bu antlaşma Türkiye üzerinde uygulanacak olan felaketler silsilesini barındıran bir projedir. Peki Vahdettin bu antlaşmayı onaylamış mıdır? Aslında kendisi Abdülhamid'in harçlıkları ile büyüdüğü için onun sadece parasını değil siyasetini de kullanmıştır. Bu yüzdendir ki politikası İngiliz dostluğu, Fransız yakınlığı ve Ali'nin külâhını Veli'ye, Veli'nin külâhını Ali'ye giydirmekten ibarettir. Bu yüzden sadece geciktirmiş ancak tasvip etmemiştir.
Peki Sevr Antlaşması uygulansaydı ne olacaktı Türkiye olağanüstü küçülecek ve Anadolu’nun en fakir parçasına sıkıştırılacaktı. Böylece Batılıların düzenledikleri sorunlarla dolu Ortadoğu mozaiğine bir parça olarak eklenecekti. Savunma gücü, ordusu, deniz kuvvetleri, uçakları olmayacaktı. Kendi gelirlerine sahip olamayacak, giderlerini yabancılar belirleyeceklerdi. Ekonomisini, sanayiini, yatırımlarını yabancılar denetleyecekler ve belirleyeceklerdi. Hemen bu uygulamaları örneklendirelim. 231. Maddesine göre Türkiye savaş nedeniyle Müttefiklerine büyük ziyanlar vermiştir. Türkiye’nin bunlara karşı tazminat ödemesi gerekir. Bir diğer madde, Türk vatandaşı başka yerlere gidemeyecek ama kendisine bu kısıtlamaları getiren Müttefik ülkelerden Fransa’nın Afrika’daki sömürgesinde yerlilere karşı yapılacak askeri hareketlerde görev alabilecektir. Başka bir madde daha, Türkiye’nin hava kuvvetleri, uçakları olmayacaktır. Hava kuvvetlerine