Bir keresinde bi yerde okumuştum ya da birisinden duymuştum tam olarak hatırlamıyorum. Evinizde dolaşıp sizi rahatsız eden bir fare , sizin karşınızda bir kaç tur attıktan sonra , sizden her hangi bir tepki almayınca kahrından ölüyormuş. Garip değil mi? Neyin kahrı bu Allah aşkına ? Halbuki en ufak bi tepki verince kaçacak delik arayan o değil mi?. E peki neden karşımızda rahatça top sektirmesine müsade edince kahrından ölsün ki bu hayvan ? Çok garip ...İşte efendim ben bu kitabi okurken nedense hep o fareyi tasavvur ettim kafamda . Yıllar önce bu tuhaf hikâyesini dinleyip unuttuğum fareyi.. İşte o gün, toy benliğimde algılayamadığım hakikat buydu demek.
Neyin kahrıymış biliyor musunuz? FARKEDİLMEYİŞİN , YOK SAYILMANIN, BİR KÖŞEDE UNUTULMANIN, UMURSANMAYIŞIN, OLMAYIŞIN , OLUNAMAYIŞIN...İste fareyi bile kahrından öldüren bir duygunun en acı , ve
" tamamen bir hayal ürünüdür" ibaresine aldırtmadan en gercekçi bir sekilde yansıtan güzel bir kitap. Belki her okuyanı , ruhunun yeraltından çekip silkeleyen , her eline alanın kendisinden muhakkak bir parça pay aldığı küçük ebatlı büyük kitap...
Hep bir arayış bir çaba var değil mi? Ulaşılamayan ama uğrunda ölünmüş bir hedef, bitemeyen bir mücadele, evet toplumun önüne geçip " bende varım" diye haykırabilme mücadelesi...Aslinda itiraf edelim beyler;) tabi bi de hanımlar :) karakterimiz pek sevmiyor hanimlari her hal ama olsun her neyse ne diyorduk itiraf edelim o pısırık işe yaramaz hayali karakterin cesaretine hayran kaldık degil mi ara ara . Kendini zorla davet ettirmek nedir yahu yer yarilsin içine gireyim sonra ordan notlar göndereyim :( :(
İşte farkedilme, benligini ispat etme mücadelesinin gözü kara cesareti..Herkes bir parça Oğuz Atay görmüştür değil mi? Bir tutunamayışın serzenişi sanki . Benziyorlar da aslinda kendi içinde dağları delecek cesarette ama bir insanın önünde bile kendini ifade edemeyişin kahrı. En son tutunamayıp yeraltına iniş ve kendini kalemine emanet etme..Neyse efendim bu kitabı anlatabilmek yorumlayabilmek kanimca öyle herkesin haddi değil. Benim ki nacizane düşüncelerimi dile getiris. Zaten yorumlamaya kalksam çok çok uzun süreceğinden eminim . O yüzden daha fazla uzatmadan kitaptaki belki de en çok hoşuma giden bir o kadar da beni en çok üzen noktayla sonlandıracağım .Şöyle demişti Liza ' nın ona okuttuğu mektup için " Zavallı kiz bu mektubu çok degerli bir hazine gibi saklıyordu ve onun da dürüst ve değerli bir seveni olduğunu , insanların ona da saygılı davrandıklarını öğrenmeden gitmemi istemediği için hemen koşup bu hazinesini getirmişti." Eveet bilen bilir Liza'yı , yaşadığı onursuz hayatı..Sokakta görünce buğzettiğimiz, lanetler okuduğumuz kaç tane Liza var kim bilir..Hiç merak etme zahmetinde bulunduk mu ki içinde kopan tufanları? İşte ana karakterimizin düşkün bir fahişenin bile ruhsal dünyasını ne denli ustalıkla resmedip sunduğuna da şahit oluyoruz kitabı okuyunca ....