Gönderi

9/10
·64 syf.··
Beğendi
·
2017 7. kitabı
İçimizdeki “Amok Koşucusu” Amok, bir tür hastalık biçim, bir cinnet halini ifade etmektedir. Kaynağını belirsizlikte alan, bir anda vuku bulan ve genellikle sonu yıkımla biten bir hastalık biçimi. İnsanlık birçok amansız hastalığı görmüştür. Ve her biri toplum hafızasında derin izler bırakmıştır. Ama hepsinin ortaya çıkışı, yayılışı ve sonucu beli bir zamanı kapsamıştır. Ancak“Amok” hastalığı için böyle bir şeyden söz etmek zor; anda başlayıp, anda yok eden bir hastalık, yada bir metafor. Hikaye, Stefan Zweig’in, “Amok Koşucusu” kitabında anlatılmaktadır. Uzakdoğu sömürge toplumlarda bir doktorun yaşadıklarına dayanmaktadır. Doktor, Malezya’da insanlar bir şeyler içerken aniden yerlerine fırlayaraka ve ellerine aldıkları her hangi kesici bir araçla koşmaları ile başlar, bu esnasında önüne çıkan her şeyi yıkıp, parçalayan bir cinnet halidir. Ancak koşanı ya biri tarafında vurularak durdurulur yada bir noktada sonra kalbi dayanmayıp, ağzında salıyalar akıp ölmesi ile genellikle bitermiş. Doktor, başından geçen bir olaydan yaşadığı pişmanlıktan kaynaklı bir “Amok” gibi yollara düşer. Doktorluk yaparken yanına gelen bir kadının duygusal yaklaşımından dolayı yardımcı olmaz. Böylece aklın ve duygunun çekişmesinde, duygunun galip gelmesi ve sonrasında, mesleki etiğin vicdan üzerindeki ağrılığında kurtulma isteği, onun kadının peşinde deniz yolculuğuna çıkmasına sebep olur. Ve nitekim yazar sonunda bir “Amok” gibi kalbi, Alman Nazi zulmüne karşı dayanmayıp intiharla son bulur. Gündelik yaşamımızda her olay, hikaye ve anlatının insan yaşamında bir hakikatı ifade eder. Kurgu oldukları kadar aynı zaman da gerçeklerdir. İnsan yeteri kadar göre bilseydi yaşadığı trajedinin boyutlarını, belki bu kurgusal metin ve görsellere bu kadar şaşmazlardır. Doktorun çelişkileri ve sonraki amansız arayışı bize bir çok şey anlatmakta; aslında bizler kararlarımızda pek tutarlı değiliz, neyi kabul ettiğimiz yada neyi reddettiğimizi tam olarak bilmiyoruz; o anki baskın atmosfer eylemlerimiz üzerinde belirleyici etkisi vardır. Günümüzde insanın en büyük problemleri başında bu belirsiz ve amaçsız ruh halinin, yaşam haline gelmesidir. Bir anlamda muğlak ile kaos aralığında yaşıyoruz. Birey toplumsal faaliyetleri ve sosyalizasyon sürecinde bütün bu etmenlerin büyük bir etkisi vardır. Bugün insanların büyük çoğunluğu bir fikre ve düşünceye dayanmadan sürekli bir eylem halindeler. Köhnenmiş duygu ve düşünce kalıplarını acımasız çarkları arasında can çekişmektedir. Ve en acı boyutu, bunu algılamayacak kadar yönünü kaybetmesidir. İnsan bu momentte güdülerin ve tüketim fetişizm seline kapılmış gibidir. Peki sınırları belirlenmiş bir evrende ölümüne nereye koşuyoruz?, Bize dayatılan yada bize sınırlanan bir yaşamda ne kadar özgür tercihler yapabiliriz? Sorular peş peş geldiğinde insanın böyle bir hengame de duygu ve düşüncelerini kontrol etmesi zorlaşmaktadır. Durduğumuz sabit bir nokta yok ve sürekli maddi gelişmelerin hızına yetişmeye çalışırız. Oysa bu imkansız olduğu kadar bir noktada da anlamsızdır. Etrafımızdaki değişen şeylerin şekilleri değil anlayışa odaklanmamız gerekir. Netice çok farklı evreleri aştığımızı zannederiz oysa hala kendimizi ve toplumu anlamaktan aciziz. İnsanın beli başlı ihtiyaçları vardır, tıpkı toplum gibi… Beslenme, korunma ve yaşamını sürdürme gibi temel hususlar yanın da dayanışma, anlama, empati kurma, yardım etme ve sevgi gibi ihtiyaçlarda vardır. Bunlar birbirin de bağımsız değiller. Bunların birleşimin de toplum doğar. Oysa günümüzde sanki bunların hepsi bir birin de bağımsızmış gibi yaklaşıyoruz. Kendimizi ayrı binlerce parçaya bölmeye çalışıyoruz. Sonrasında bunları toparlanmada zorladığımız da ise bir “Amok” gibi parçalanıp yok oluyoruz. Oysa insan sağlam basacağı bir toprak parçası bulabilirse şayet, yaşananları anlama konusunda daha tutarlı olabilecektir. Etrafımızda dünyanın ahengini kavrayabilmek, tahakkümsel her türlü hegemonyayı bertaraf edebilme imkanı doğacaktır. Güdü ve hislerin arasındaki arafın kurbanı olmakta kurtulabilir. Ancak günümüz koşulları her birimizin birer “Amok” olması için şartlar müsaittir. İnsanın bütün kaygısı; sosyal statü ile bireysel kaygılar arasında bölünmüş bulunmaktadır. Oysa sınıfsal uçurumlar arasındaki insanın çok fazla şansı yoktur. Biz insanlar amansız bir yarışın baştan kaybedenleri olarak didinip dururuz. Bir anlamda simülasyonun için de dolanıp duruyoruz. Ne duvarı aşabiliyoruz ne de tamamen hapsedildiğimiz kavrıyoruz. İşte “Amok” modern çağın hikayesidir. Kısacası insanlığın şu anda yaşadığı yıkım ve çürümüşlük, yanlış yaşamın toplamından başka bir şey değildir. Birey ve toplum ilişkisi öyle yabana atılacak kadar sıradan bir bağ değil tam tersine simbiyotik bir ilişki söz konusudur. Yani insandaki doğru bir esinti bile toplumda fırtınalar kopartabilir. Yeterki inancağımız bir hikayemiz olsun…
Amok KoşucusuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2021134,6bin okunma
·
24 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Amok Koşucusundan bireyin toplumsal faaliyetleri ve sosyalizasyon sürecini çok güzel sentezlemişssin tebrik ediyorum aklıma üniversitede yaptığımız tartışmalar geldi, ne kadar da geri kaldığımı hissettim, bir ara kitap değerlendirmesi yapalım:)
Civaknas
Gönderi Sahibi
Teşekkürler, tabii ki yaparız:))
Kar küreyicisi filmini izlemediyseniz şayet, mutlaka izlemenizi öneririm. İncelemeniz bana o filmi anımsattı.
Civaknas
Gönderi Sahibi
Teşekkürler, filmi izlemedim, öneriniz için sağolun, bakacağım