Fahrenheit 451 yeni bitirdiğim bir kitap değil. Ama bunu önermesem eksikliğini hissedeceğimi düşündüm.⬇️
Fahrenheit 451 bir bilim kurgu kitabı. Anlatılan olay günümüzden 500 yıl sonrasında ve distopya bir dönemde geçiyor. Yanmayan evlerin icadından sonra... Evlerin yanmıyor oluşu itfaiyecilere yeni bir görev verilmesine yol açıyor: kitap yakmak. Ayırmadan, ellerine geçen tüm kitapları yakmakla görevlendiriliyor itfaiyeciler. Ve olay bir itfaiyeci olan Guy Montag üzerinden gelişiyor:
“Guy Montag 10 yıl boyunca kitap yakan bir itfaiyeciydi ve sorgulamayan birisiydi. Soruları olmadığı için haliyle cevapları da yoktu. Ta ki 17 yaşında meraklı ve soru sormayı ona hatırlatan bir kızla tanışana kadar...”
Ray Bradbury televizyonun edebiyata olan ilgiyi azalttığını, hatta edebiyatı öldürdüğünü söylüyor. Ki kitabın içerisinde televizyonla ilgili yaptığı göndermeler de bunun bariz bir sonucu. Okurken başlarda itfaiyecilere kitapları yaktıkları için sinirlendim. Fakat okumayan, düşünmeyen bir toplumu devletin kendisinin yaratmadığını; başlarda kitaplarla ilgili bir kısıtlama olamamasına rağmen kitap okumamayı seçenlerin yine insanların kendisi olduğunu öğrenince kızgınlığım üzüntüye dönüştü.
Kaldı ki günümüzde televizyonların bu denli kitaplıkların yerini aldığını düşününce; belki bizim geleceğimiz nokta kitapta oluşturulan o distopya olacak. Sonuçta büyük çoğunluğumuz için izlemek okumaktan daha kolay.
Bir bilgi:
“Fahrenheit 451’in kitapların alev alma ısısı olduğu söylenmiştir. Fakat bu bilgi yanlıştır. Kitapların yanma ısısı Celsius 451’dir. Bradbury’nin kitaba isim seçerken danıştığı yangın güvenlik uzmanı sıcaklık skalalarını karıştırarak bir hata yapmıştır.”