·224 syf.····Okunma: 10 Kasım 2018 13:55 Kahramanımız Doppler'in hikayesi devam ediyor. İlk kitap kadar sürükleyici değil. Belden aşağı laflar çok.
Doppler ormanda geçirdiği üç sene sonrasında evine dönmek ister. Geldiğinde beyaz evi maviye boyanmıştır. Posta kutusunda başka bir adamın ismi yazılıdır. Yani karsı ve çocukları başka bir adamla yaşamaktadır. Doppler evin bahçesindeki ağaçta yaşamaya başlar. Gündüzleri ise eve girer ve karısının sevgilisini evden attırana kadar entrikalar çevirir. Adam gidince de hiç bir şey olmamış gibi evine döner. Ailesi entrikalardan habersiz olduğu için onu kabul ederler. Ama bir sorun vardır. Doppler 3 senedir yabani bir hayat yaşamaktadır. Modern hayata kanalize olamaz. Çalışmaz, çocuklarının sorunlarını anlayamaz. Para kazanmaz ve sorumluluklarından kaçar. Miskindir. Bir de bunun üstüne yeni tanıştığı bir adamın kıyamet senoryolarına kapılır. Evdeki eşyaları sokağın ortasında yakarak bunlardan kurtulun bunlar prangalarınız der. Ailesinin sabrı taşmıştır. Doppler'i istemezler. Doppler sokaklarda yaşar dilencilik eder ve çingenelerle kalmaya başlar. Ama oradan da kovulur. Doppler'in kafası karışık ve perişan bir vaziyettedir.Bir vesileyle Danimarka'ya gider ve orada hayata tutunur. Aşçılık yapmaktadır. İşleri iyiye gitmekteyken bir porno yapımcısı ona bir teklifte bulunur. Doppler porno sektöründe hızla yükselir ve parası ve popüleritesi artar. Bu seferde sağlığından olur. Tekrar Norveç'e döner. Ailesi tarafından yine kabul görmez. Ve tekrar ormana döner. Ormanda daha önceden tanıştığı bir çingene ile evlenir. Artık bir kulübesi , bir kadını ve ektiği sebzelerden gelen bir yiyeceği vardır. Hikaye bu, şimdi yoruma geçelim.
Yazarımız Erlend Lee bize kafası karışık bir adam tasvir ediyor. İlk kitabında modern hayattan bunalmış bir adam işini gücünü bırakıp doğada 3 yıl geçirmişti. Bu kitapta ise kahramanımız tekrar modern hayata geri dönüyor ama adapte olamıyor. Bunun sebebi açık. Modernizm ve peşinden gelen postmodernizm insanlara yaşanabilir bir hayat sunmuyor. Çocukluğumuzda ailemizin bizimle ilgili tek bir gayesi vardır. Güzel bir eğitim almamız. At gibi koştururlar bizi.Eğitim biter iş hayatı daha acımasızdır. Peki sistem bu kadar acımasızken nasıl insanları içinde tutacak,? Onların düşünme yetisini ellerinden alarak. Ev alın borçlanın , araç alın borçlanın, evin içini eskitemeden atacağınız hiç kullanmayacağınız eşyalarla doldurun. Devlet sizden vergisini Kdv ' sini alsın. Böyle bitmek bilmeyen bir süreç. İnsanların düşünmeye vakti kalmaz. Doppler bir hata yapmıştır. DÜŞÜNMÜŞTÜR!!! ve düşünmeyen toplum tarafından dışlanmıştır. Ama Doppler in dolayısıylada yazar Erlend Loe'nin temel dinamikleri sağlam değil. Çünkü Anadolu irfanından mahrumlar. Dolayısıyla bu böyle olmaz diyorlar ama nasıl olurun cevabını veremiyorlar. Dolayısıyla da gayri ahlaki ve vicdani yollarda çözüm arıyorlar. Halbuki Niyazi i Mısri sultanın
Dermân aradım derdime
Derdim bana dermân imiş
Bürhân aradım aslıma
Aslım bana bürhân imiş
Sağ u solum gözler idim
Dost yüzünü görsem deyû
Ben taşrada arar idim
Ol cân içinde cân imiş
dizelerini bilseydi bu romanı farklı yazardı. Ya da Erzurumlu İbrahim Hakkının şu dizelerini bilip anlayabilseydi yine çok farklı bir eser ortaya çıkardı
Deme niçin şu şöyle
Yerindedir o öyle
Bak sonunu seyreyle
Görelim Mevlam neyler
Neylerse güzel eyler
Kısaca bizde olduğu gibi Norveç'tede insanlar modernizmden bunalıyor(en refah toplumlardan biri olmalarına rağmen intihar oranlarında üçüncü sıradalar) Ama onların sarılabileceği bir irfan gelenekleri yok Bizim ise var. Ama ne kadarımız farkında? Çanakkale mahşerinin yazarı Mehmet Niyazi Hoca'ya bugünümüzü nasıl buluyorsunuz dediklerinde '' Paha biçilemeyen hazinelerin üzerinde otlayan inekler gibiyiz'' demişti :)