ÇOBAN KÖPEĞİ İLE SOKAK KÖPEĞİ MASALI

*************************************

(Tekerleme Alıntıdır.)

Bir varmış, bir yokmuş...

Allâh'ın kulu çokmuş...

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde...

Develer tellal iken, pireler berber iken...

Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken...

Ak sakal, sarı sakal...

Berber elinden, yeni çıkmış, kırkılmış, yok sakal...

Kasap olsam, sallayamam satırı...

Nalbant olsam, nallayamam katırı...

Hamama girsem, sorarım natırı...

Nadan olan bilmez, ahbap hatırı...

Dereden geldim, sandığa girdim...

Bir de ne göreyim, köşede bir hanım oturuyor...

Şöyle ettim, böyle ettim...

Yüzüne baktım, hanım yerinden kalktı...

Çıktık birlikte yola...

Ne sağa baktık, ne sola...

Gide gide, kaf dağının arkasına geldik ki...

Ne ileri gidilir, ne geri...

Sana bir masal söyliyeyim gel beri.

*************************************

(Masal Başlangıcı)

Vaktiyle köyün birinde bir çoban yaşarmış. Köyün bütün koyunlarını dağlarda, ovalarda gece gündüz otlatmaya çıkarırmış.

Köyün havası şehir merkezlerine göre biraz serin ve soğuk olduğundan, çobanı soğuklardan ve gece ayazlarından koruyan, kolsuz ve dikişsiz, keçeden dövülerek yapılmış, ismine kepenek denen kıyafetini, çoban üzerinden hiç çıkarmazmış.

Sürüyü otlatmaya çıktığı zaman kavalını çalar, sürüye hâkimiyet sağlarmış.

Bir de çobana hem arkadaşlık eden hem de koyunları koruması için çobanın yanında bulundurduğu, heybetli mi heybetli, güçlü mü güçlü bir çoban köpeği varmış. Çok bakımlı, tüyleri görkemli ve parlakmış. Çoban köpeğinin bir hırlamasıyla yer gök inlermiş ki havlamasını siz düşünün artık!

Çoban köpeği o kadar kuvvetli ve atikmiş ki, sürüye yaklaşacak olan kurtlara hemen müdâhele edermiş. Çoban köpeği ile baş edemeyen kurtlar bir daha sürünün bulunduğu yere yaklaşma cüretinde bile bulunamazlarmış.

Bir gün, sürünün yanından, sünepe mi sünepe, sefil mi sefil, başı boş, işe yaramaz bir sokak köpeği geçiyormuş. O kadar bakımsızmış ki tüylerinin birçoğu dökülmüş. Sokak köpeğinin dökülmeyen tüylerinin üzerinde ise pireler uçuşuyormuş. Açlıktan derisi kemiklerine yapışmış, kemikleri sayılıyormuş. Sokak köpeği, kuru bir kemik verene, kırk yıl köle olabilirmiş.

Çoban köpeği hemen sokak köpeğini farketmiş. Yıldırım hızıyla sokak köpeğinin yanında soluğu almış.

Çoban köpeği:

"Hey dostum! Niye geziyorsun buralarda?" demiş.

Sokak köpeği çok yorgun, aç ve susuzmuş ki, çoban köpeğinin söylediklerini zor anlamış.

Sokak köpeği, çoban köpeğinin yüzüne manâsız manâsız bakarak:

"Hiç, ne olsun, bir parça yiyecek arıyorum. Bir de bir yudum su bulmayı ümit ediyorum." demiş.

Çoban köpeği, sokak köpeğinin görünüşüne çok üzülüp, hâline acımış. Kendi tabağındaki yiyeceklerden, sokak köpeğine ikrâm etmiş. Yalağındaki sudan da kana kana su içmesine izin vermiş.

Sokak köpeği güzelce karnını doyurmuş. Susuzluğunu gidermiş.

Çoban köpeğine dönüp:

"Dile benden ne dilersen!.. Ne söylersen yapacağım. Emrine âmâdeyim." demiş.

Çoban köpeği ise:

"Ben, bu koca sürüyü, zor zaptediyorum. Eğer bana hem arkadaş hem de yardımcı olursan, barınacak bir yerin olur, ayrıca aç susuz kalmazsın!" demiş.

Sokak köpeği bu teklife çok sevinmiş. Hemen teklifi kabul etmiş.

Günler geçtikçe sokak köpeği kendini toparlamış. Sokak köpeğinin dökülen tüylerinin yerinden daha güzel tüyler çıkmış, sarkan kasları kuvvetlenmiş. Eski hâlinden eser kalmamış. Hatta bir süre sonra sokak köpeği o kadar güçlenmiş ki çoban köpeğini bile geride bırakmış.

(Masal bitişi)

*************************************

(Tekerleme Alıntıdır.)

Gökten üç elma düştü; biri bana, biri dinleyenlere, diğeri de bütün iyi insanlara...

Artık ne bir dert, ne bir mihnet…

Devlet üstüne devlet sürüp, balı kaymağa katıp yemişler, içmişler...

Gayrı karardı köz, tükendi söz; gökten üç elma daha düştü. Anasız kuzulara, kol kanat olanların başına…

Günlerini gün ettiler ama bir gün geldi, bunlar da adı kalanlara karışıp, hikâyeleri dillere destân oldu.