Gönderi

Eski Alıntılardan (25 Ekim 2015)
Ben bu adayı on gün önce sevmişsem; bu denizi, kumu, güneşi, bu bizi bize bırakan, bırakmayı bilmiş halkı, onların şaraplarını, horalarını, ikonalarını sevmişsem, bugünün sabahını, çıkarma gemisinin gelişini, bu gemiyle bütün bunlara açılan savaşı nasıl sevebilirim? Hangi doğru bu sevgiyi haksız çıkarabilir? Bu Doğulu, ürkek, ne yapacağını bilmeyen, ürküttükleri halktan daha haklı nedenlerle, tanımadığı bir eve karanlıkta bırakılmış bir kedi gibi ürken bu asker bakışlarını sevmişsem, onları bu korkuya salan, bu ayrılığa, sılaya, yabancılığa salan, aslında hep haksızlığa uğramış bu insanları haksızmış gibi gösteren nedenleri nasıl sevebilirim? Bütün bunlara gerçek, doğru, kaçınılmaz, gibi anlamları nasıl verebilir, bu adları nasıl takabilirim? Seni tek başına, bunları görmeden, duymadan, düşünmeden nasıl sevebilir, sevgimi bunlardan nasıl sıyırabilirim? Ben sana benzesem de, sen bana benzesen de, biz birlikte bu haksızlıktan ayrı, yabancı kopmuş bir benzerliksek nasıl sevişebiliriz? Birbirimizin kopyasıysak yalnızca, hangi noktada başlayıp, hangi noktaya yükselir tat alışlarımız? Kendi kendini sevenlerin, kendi kendine tat verenlerin, tadın hemen ardından duydukları sıkıntılı utancı duymaz mıyız? Bir gün, bir postanede rastlamış iki insanın birbirlerinden alabildiğine hoşlanmış olmaları güzel geçici bir rastlantı mı yalnızca? ‘Birine rastlamış sevmiş, tat almıştım, şimdi geçti, hiçbir iz kalmadı bende’ denebiliyorsa, bu rastlantıyı unutmak, hiç olmamış saymak gerekmez mi? Benim sana, senin bana verdiğimiz yalnızca bir tatsa, bu alışveriş niçin bir ‘hadi eyvallah!’ la bitmesin. Ben yalnızca senin için güzel olacaksam, sana beğendirmek için kendimi, olanları umursamayıp en güzel bakışımla geleceksem yatağına, sen bütün bunları unutturacaksan bana, unutturmak için hiç bakmayacaksan pencereden, o kısa unutma anından sonra, vücutlarımızın bize acı veren gerginliğini giderdikten sonra bu pencereyi kapatarak unuttuğumuz, dışında, uzağında kaldığımız dünya nasıl yabancımız olursa, öyle yabancı oluruz birbirimize. Bir kısa anın ardından ayrı yönlere giden trenlere bineriz. Ya da o trenlere bile yetişemeyip tükenmişin üstünde çoğalırız.
İletişim Yayınları·Kitabı okudu
·
8 Gösterim
1 Yorum
Yine beyin yakıyor Sevgi Soysal :))
Umut Aykın
Gönderi Sahibi
Bu paragraf beni okduğumda fazlasıyla etkilemişti. Üzerinden 3 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen hala okuyunca yüreğimde heyecan hissederim. Sevgi Soysal bahsi açılmışken paylaşayım dedim.
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.