80 syf.
·1 günde·9/10
Hikayemiz anlatıcı konumundaki ressam ve ünlü felsefe profesörü Altınay Süleymanova’nın köydeki okul açılışına gelmeleri ile başlar. Hikaye Altınay Süleymanova’nın ilk öğretmeni, ilk aşkı Düyşen’i anlatıyor bizlere.

Düyşen öğretmenlik mesleğinin eğitimini almamış olsa da öğretmenliğin nasıl da sorumluluk ve insan işçiliği isteyen kutsal bir meslek olduğunun farkında ve bunun için her güçlüğe tek başına göğüs geriyor. Tepedeki eski tavlayı bir okula, bir yuvaya dönüştürüyor. Ve bunları yaparken şikayet etmeden canı gönülden yapıyor. Öğretmenlik ruhu olmadan öğretmen olunamayacağının, öğretme eyleminin mesleki yeterliliğinin yanında insan sevgisi gerektiğinin, Düyşen de görmek mümkün. Düyşen akademik yetersizliğine rağmen idealist bir öğretmen tipidir. Bildiği her şeyi en güzel en etkili şekilde aktarıyor çocuklara. Ayrıca bu yolda her türlü fedakarlıktan geri durmuyor. Soğuk kış günlerinde çocuklar okul için dereden geçerken sırtına, kucağına alıyor, etrafta onunla dalga geçen insanların sözlerine aldırış etmeden. Sınıfın en büyüğü Altınay onun en çalışkan en azimli öğrencisi. Altınay için elinden gelenin fazlasını, canı pahasına olsada, yapıyor ve onu kente okumaya gönderiyor. Ve yıllar sonra Altınay köyüne herkes tarafından tanınan bir profesör olarak geliyor. Bir öğretmen için bunun kadar gurur verici bir tablo olamaz. Lakin Altınay köye gelince abar topar gitmek zorunda kalıyor. Gittikten sonra ressama bir mektup yazıyor. Ressam Altınay'ın ağzından bizlere nerden nereye geldiğini, nasıl geldiğini, hangi zorlukları aştığını ve hayatında ona ışık tutan Düyşen'i anlatıyor.

Öğretmenlerin de Düyşen’den alması gereken bir çok ders var.