9/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2018 28. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 10 Aralık 2018 00:46
Zor bir kitap. Okuması veya anlaması değil, okuduktan sonra anlatılması zor olan bir kitap. 238 sayfanın içinde birçok olay, birçok geçmiş ve birçok kişi okunuyor. Her bir geçmiş de kaderin cilvesi olarak bir şekilde ana konuya bağlanıyor haliyle, kimi konuyu etkiliyor kimi ise ana konunun yanında kalıyor. Bu geçmişlerin bir güzelliği ise içinde az da olsa mizahi taraflar barındırması. Bu kadar çok yan hikâyeler olmasına rağmen de konudan uzaklaşmak yerine aksine konunun içine daha çok girebiliyor ve merakımız daha da artıp kitaba ve karakterlere olan bağlantımız daha da kuvvetleniyor. Aslında İhsan Oktay Anar bunu kitabın daha giriş kısmında yapıyor. Eski kelimelerle ve farklı betimlemelerle çok basit bir şeyi, sadece hangi şehirde kurguya başladığımızı söylüyor ama kolay bir şekilde de vermiyor. Tabir-i caizse lafı evirip çevirip, eski kelimelerle süsleyip bulunduğumuz şehri ancak söylüyor. Anlıyoruz ki sonucu İhsan Oktay Anar kolay bir şekilde vermeyecek bize, yan hikâyelerle ve geçmişlerle anlatıp bize verdiği kurgu gibi birçok betimlenen öğeyi de kolay yoldan vermek yerine yine farklı kollara ayrılarak, geçmişlere giderek verecek. İki düşünce geliyor insanın aklına, “Kitap hep böyle mi?” ve “Farklı bir şey okuyacağım” gibi. Farklı bir şey okumanın yanında bazı betimlemelerin birden fazla okunması gerektiği de bir gerçek. Cümleler yer yer oldukça uzun, eski kelimelerin kullanılması da ve bu tekrar okumaların da hiçbiri sıkmıyor, aksine hem o kullanılan kelimelerin kuvvetine ve anlamına vakıf olma isteği oluşuyor hem de betimlemeyi doğru anlayabilmek adına merakla beraber keyifle okunuyor. Dediğim gibi, 238 sayfa kadar az bir sayının içinde gerçekten de çok fazla unsur var kitabın içinde. Bu kadar çok şey anlatıp da bununla beraber ana kurguyu oluşturup ve kitaptan okuru sıkmadan aksine akıcı bir şekilde yazmak, okuru kitaba bağlamak bana göre büyük bir başarı. Bir şey de dikkatimi çekti ama kitapta ya da anlayamadım, kitabın içinde sürekli uyuma veya uyuyamama ve apış arası yoklama takıntısı var gibi. Benzer cümleleri birden fazla okuyunca bunları birbirine bağlayan bir şeyler mi var diye düşünüyorum ama sebebini anlayamadığım için de merak etmeden duramıyorum. Kitabın sonu da çok güzeldi, yani içindeki olaya sebebiyet veren, karakterler tarafından ulaşılmak istenilen sonuçlar ve bunların açıklanması da çok iyiydi. Kitaba her ne kadar fantastik bir havası da var desek özellikle “boşluk” için yazılanların bir gerçek olması, zaman için yazılanların da Einstein’ın izafiyet teorisinin bir nevi tarih uyarlaması dersek ve bunların yanına kıyameti de eklersek bu kısa ve çok katmanı olan kitabın aldığı başarının sebebini de öğrenmiş oluruz. Kitabın geçtiği zamana ve tarihin elindeki bilgilere göre bence çok başarılı bir şekilde ele alınmış. Geçen teoriler de hem açıklanış olarak hem de karakterlerin karşılıklı konuşmasında verilen örnekler ile bu konulara ilgisi olan veya olmayan tarafından anlaşılabilinmesi en basite indirgenmiş.
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,8bin okunma
··
240 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.