Gönderi

Avara - ARALIK Ayı Hikaye Etkinliği
İyi hafta sonları. #36889321 ile başlatılan Aralık ayı hikaye etkinliği kapsamında başka bir öykü daha paylaşıyorum. Bu hikayenin yazarı da isminin yayınlamasını istemedi. İyi okumalar. AVARA Karanlık ve nefes alışverişlerinden başka sesin olmadığı dingin odaya kapı aralığından, gözlerimin hafızasına bu anı mıhlamak ister gibi bakıyorum. Kendi havasız ve loş odamda , denizin ninnisiyle sallanırken küçük yatağım , gözlerimi kapatıp şimdi bu anda olabilmek için , sanki gözlerim onların üstlerindeymiş gibi hissedebilmek için bakıyorum onlara. Bundan birkaç ay sonra, ben göremeden atacakları birkaç santimi, ben göremeden uzayacak saçlarını, ben yokken o küçük gözleriyle dünyaya bakacakları bir çok şeyi, kaçıracağım, geri getiremeyeceğimi bildiğim bir çok şeyi şu kapı aralığından izliyorum. Ayaklarım ne ileri gidebiliyor ne de geri gitmeyi hiç istemiyor. Zorunlulukların, sorumlulukların bağı boğazımda bir yumru gibi, gevşiyor bazen, bazen gözlerimi dolduracak kadar sıkıyor, bu birkaç ay bir ip oluyor her seferinde boynuma bir ilmek daha doluyor. Benim ömrüm için bir kaç ayın bir önemi yok. Otuz yıl için bir kaç ay bir bardak suyun içinde bir kaç damla. Ama onlar için! İki yaşındaki oğlum için altı ay ömrünün bir bölümü. Beş yaşındaki kızım için altı ay, daha az belki. Belki o yüzden biliyorum, yarın beni sadece ama sadece bir kez soracak. Ve sonra sanki hiç gelmemişim gibi aramayacak beni. Hiç olmamışım gibi. Sevdiklerinin, yokluğunda yaşayabiliyor olmasına üzülmek nasıl bencilce bir his. Üzülmelerini istemek içten içe. İçimde bir yer bunu öylesine istiyor ki. Ama bir yer daha var. Babalık mı, insanlık mı denir bilmem. O yer de benim hissettiğim şu acıyı hissetsinler istemiyor. Babalarının bir kaç ay sonra , bir kaç tel daha beyazlamış ve yer yer dökülmüş saçlarıyla , yüzünde fazladan bir kaç endişe ve özlem çizgisiyle geleceği o günü , mutlu olarak beklesinler istiyor, eksilmemiş olarak. Bir gün kendimi onlardan mahrum edişimin tek sebebinin onlar olduğu anlayabilsinler istiyor en çok. Ölesiye korkuyorum ki. İt gibi korkuyorum. Bir gün anlamazlarsa,öfkeleri beni anlamalarına engel olursa diye. Başımı, dayandığım kapı pervazından çekiyorum. Hafifçe sızlayan, ince ve uzun bir izin başımda oluşturduğu girintide elimi gezdirirken, kapıyı kapatıyorum. Holde, kabin boy bir bavul ve üstünde bilgisayar çantası var. Bavulun içinde eşimin uzun bir süre daha ütü yapmak zorunda kalmayacağı gömlekleri özenle ütüleyip katlayıp koyduğu bir kaç gömlek, çamaşır. Filmlerin, çocukların doğumdan itibaren her anının olduğu videoların, resimleri olduğu bilgisayarım. Eşim sabaha karşı bu saatte, mahmur ve donuk kahverengi gözleriyle beni izliyor,arada bakışları halıda , duvarlarda oyalanıyor ve en sonunda bende duruyor. Gözlerinin kenarlarındaki çizgiler, genç cildinde içinde yaşadığı sıkıntının nişanesi gibi. Bambaşka dertleri olmalıydı oysa. Kışa çeyreğin kaldığı bu zamanlarda endişesi yeni bir palto almak olmalıydı. Ya da vazoda solmuş çiçeklerin yerine ne alacağını düşünmeliydi. Saksıdakilerin yanına başka hangi çiçek yakışır, yada fon perdeleri biraz koyu mu kaçmıştı acaba, çocukların kışlıkları yeterli miydi, saatlerce uğraşıp hazırladığı konserve domatesleriyle bu kışı geçirebilecek miydi? Ve daha bir çok anne telaşesi. Faturaları, marketten aldığı suları iki çocukla nasıl taşıyacağını, pazar alışverişini yine iki çocukla nasıl yapacağını düşünmemeliydi. Babasız iki çocuğa yetebilmek için kendini parçalara bölmek zorunda kalmamalıydı. En azından ben hala yaşarken. Alışılmış zamanların verdiği , çokça yaşanmış duyguların o rehaveti var şimdi üstümüzde. Ağlayabilmek bu durumda ayıp kaçacak sanki diğerine. Zor duruma düşürecek, pişman edecek sonradan. Ne gerek var'ın kıyılarındayız. Montumu alıyorum elinden, usulca giyiyorum. Kapıyı açmadan son bir saniyede sarılıyoruz. Kısacık bir an sürüyor. Ben, yokluğumda güçlü kalmayı öğrenmiş bir kadına , giderken hangi sözü söyleyebilirim? Döner miyim, dönebilir miyim geriye , bir adım sonrasının bile meçhul olduğu bu hayatta bir kaç ayın hesabı imkansız. Yine umut dönmekten yana atıyor zarı. Diğer ihtimal bir yerde, ertelenmiş bir düşünce olarak bekliyor. Allah'a emanet olun diyorum. Sen de Allah'a emanet ol, diyor. Ayakkabılarımı giyip, çantaları alıyorum, asansöre binmeden son kez daha bakıyorum ona. Kapı aralığından bana bakışına. Kadınlar hep uğurlar birilerini, eşlerini bazen evlatlarını. Annelik içgüdüsü nasıl varsa onlarda , veda etmek de var. O yüzden biliyorum o şimdi sessizce üşümüş bedenini çocukların sıcaklığının yanına uzatıp sessizce duvarı izlerken, uyumadan; ben başımı taksi koltuğuna dayayıp ıslak gözlerimi saklıyorum. *AVARA;Gemi, bot veya teknenin yanaşık olduğu yerden ayrılması
Etkinlik
··
30 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Erhan Özdemir
Gönderi Sahibi
Elinize sağlık, yolculuğa başlangıç temalı güzel bir öykü- nereye gittiği belli olmasa da (tabi bilinç altı avara ile denizin ninnisini birleştirip 3-4 aylık bir seyre çıktığını düşündürüyor kahramanın) verdiği his bırakış gibi bir nebze. Yoğun , kuvvetli bir öykü - teşekkürler katkınız için
Çok kızıyorum çok! :) Böyle güzel hikayelerin sahipleri ne diye isim paylaşmazlar. Etkinlik vesilesiyle okuduğum en iyi Yolculuk temalı hikayeydi. Yazan arkadaşın eline sağlık.