Bir dönem romanı olması açısından önemli. Haricen kırım göçmeni bir kitlenin derdini de anlatıyor. Ama beni en çok etkileyen ve muhtemelen kitabı hatırlayınca hatırlayacağım duygu “hasret”. Tüm sevdiklerini kaybetme yeniden yeniden hayata tutunma niyetini çok güzel ifade etmiş. Özellikle sık sık ev değiştirip bir çırpıda tüm eşyaları satabilmesi kaybettiği onca şeyden sonra çoğu kişinin aşkla tutunduğu eşyalarının gözünde birer hiç olarak gözüküp.- koca dönüm arazilerimiz vardı hepsinin bir çırpıda elimden çıkışını gördüm bunlar ne ki- diyerek yazarın pek niyetinde olmasa da yalan dünya gerçeğini gördüm bir kere daha. Baki kalan yaptıklarımız. “Ne işlersen elinle o gelir seninle” Tabi bir diğer yandan kırım kültürünün ne kadar rus kültürüyle iç içe geçmiş olduğunu görüp kaçınılmaz etkileşim gerçeği bir kere daha yüzümüze vuruluyor. Sonunda da dağ gibi adamın “zatülcenp” olup eriyip gitmesi bir devin ölümünü andırıyor.