İyi akşamlar, #36889321 ile başlattığımız Aralık ayı hikaye etkinliğinde başka bir isimsiz yazara ait öykü ile karşınızdayım. İletilerimin çoğunluğu bu isimsiz yazarlar ait olacak yakında:) İyi okumalar herkese.
Bana göre hayvanseverler, dünyanın en şerefsiz insanlarıyla tanışmış olma talihsizliğini yaşamış insanlar. Yani ortada “sevgilim eski sevgilisi için beni terk etti, canımı emanet edecek kadar güvendiğim arkadaşım beni sattı”’dan daha fazlası var. Çünkü, filmlerde sırf sahne kalabalık gözüksün diye sağa sola koşuşturan insanlardan daha amaçsızca gerçek hayatta sağa sola koşuşturan insanların arasında, orfozların, yeşil sırtlı kaplumbağaların soyu tükenmesin diye çabalamak, “Sizden nefret ediyorum, Allah varsa topunuzun belasını versin, eğer ben de dahil hepimizi iz bırakmadan bu dünyadan silmek için sadece bir düğmeye basmam yeterli olsaydı o düğmeye basardım” demenin daha incelikli bir yolu herhalde...
Bir yerde dikilip arkadaşınızı beklemenin, kendinizi bekletilmeyecek kadar önemli hissetmiyorsanız, güzel tarafları da var. Sanki bekledikçe, uzun zamandır görmek istediğiniz birine rastgelme ihtimaliniz artıyor. Ya da yanınızdan mutlu mesut sevgililerin, anne babalarına bıkmadan usanmadan aklınıza gelmeyecek sorular soran çocukların geçmesi, dünyada hala uğruna zorlukların göze alınacağı insanların olduğu düşüncesini daha da keskinleştiriyor zihninizde. Şansınız varsa, başka bir zamandan ve dünyadan tanıdığınız biriyle göz göze gelme ihtimaliniz bile var. Bu ve bunun gibi düşünceler zihnimden akıp giderken, dünyada daha önce hiç duymadığım (sesin fiziksel özellerinden ziyade söyleniş şekliyle) bir sesle kendime geliyorum:
- Merhaba!
- Merhaba!
- Arkadaşınızı bekliyorsunuz galiba?
- Evet?
- O gelene kadar size kısaca bir şeyler anlatsam?
- Olur.
Elinde fotoğraf albümü gibi bir şey var. Sanki fotoğraflarla hayat hikayesini anlatacak. Keşke anlatsa. “Bak bu benim bebekliğim. Bunlar da annemle babam. İkisi de hayatta. O kadar yıldan sonra hala birbirlerini ilk günkü gibi seviyorlar. Bu da ilkokula başladığım zaman çekilmiş. Yanımdaki de sıra arkadaşım. Hala görüşürüz, birbirimize kırıcı tek laf söylemedik. Canımı emanet ederim yani, o kadar yakınız. Bu da liseden. Şu en arkada soldaki benim ilk aşkım. Evlendik onunla. Bir oğlumuz bir kızımız var. Çok mutluyuz...”. Keşke anlatsa. İlkokul arkadaşlarının bile yamuk yapamadığı, lise aşklarının bir ömür bitmediği bir ihtimal de yaşamış olsa şu kavanoz dipli dünyada.
- WWF duymuş muydunuz?
Ne kadar çok şey bildiğimi göstermek için sunulan bu fırsattan en iyi şekilde faydalanmaya çalışarak cevap veriyorum:
- World Wildlife Foundation gibi birşeydi heralde.
- Yaklaştınız. Bu konularla oldukça ilgilisiniz galiba?
- Tam olarak öyle değil ama duymuşluğum var diyelim.
“Peki o zaman”, diyor ve benim aile albümü olmasını ümit ettiğim albümün ilk sayfasını çeviriyor. Hayal kırıklığına uğruyorum. Çünkü anne babanın olması gereken yerde yeşil sırtlı deniz kaplumbağaları var. İlkokul arkadaşı ve lise aşklarının olması gereken yerde de orfoz.
- Bu arkadaşı görmüşmüydünüz?
Arkadaş? Kaplumbağa lan o! Kaplumbağa olmayı küçümsediğimden değil ama, arkadaş derken? Yani konuşamasa bile, nasihat veremese bile, Mihriban’ı (ya da Mihriban’da gördüğümü) ne kadar sevdiğimi anlattığımda beni anlayacak mı? Ya da boğazına dolanıp ona ölümlerden ölüm beğendiren olta ipinin benim suçum olmasa da insanlığın suçu olduğunu söylediğimde anlayışla mı karşılayacak? Gün gelecek, kaplumbağalara zulmeden insanların evlatlarıyla, zulüm gören kaplumbağaların evlatları Dalyan sahillerinde kardeşlik sofrasına birlikte mi oturacaklar?
- Caretta caretta mı?
- Değil. Bunlar yeşil sırtlı deniz kaplumbağaları.
Yeşil sırtlı deniz kaplumbağası. Ne güzel bir isim. Kibri yüzünden milyonlarca deniz kaplumbağasının ölümüne sebep olmuş yeşil sırtlı deniz kaplumbağası değil. Ya da nankör yeşil sırtlı deniz kaplumbağası, yalancı yeşil sırtlı deniz kaplumbağası.... Sadece yeşil sırtlı deniz kaplumbağası. Acaba bizim de böyle bir ismimiz olması için kaç milyon yıl geçmesi gerek?
Kız, söyleyemediklerini, söyleyebildikleriyle söylemeye çalışarak devam ediyor:
- Çok sevimli bir arkadaş, sayıları çok az(dünyada vicdanı olmayan insan sayısı ne kadar fazlaysa aksine bunların sayısı da o kadar az ), sadece Türkiye’de bulunuyor(ciğeri beş para etmeyen insanlar gibi değil, çünkü onlardan dünyanın her tarafında bol miktarda var), vs, vs...
Aslında kaplumbağaları anlatmıyor, ya da orfozları ya da adı bu gezegen için pek anlam ifade etmeyen daha nicelerini. İnsanları anlatıyor. Kendilerine ve türdeşlerine karşı ne kadar zalim olduklarını, ne kadar sorumsuz olduklarını. Belki anlatabilecek kadar güvense bu zalimlikten payına neler düştüğünü.
- Tabi bunları yapabilmemiz için maddi desteğe ihtiyaç duyuyoruz, destek olmak ister misiniz?
- Şimdilik düşünmüyorum.
- Neden?
- İnsanlarla ilgili konulara öncelik vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Bence insanın da soyu tükenmek üzere. Mesela nükleer bir savaş çıksa, çoğu canlıyla beraber insanı da yeryüzünden silebilir. Bunlar için bir şeyler yapılabilmeli, insan için bir şey yapılabilmeli, yapılmalı.
Üstelemiyor, yanlışımı düzeltmiyor, aksini iddia etmiyor, beni bırakıp yoldan başka birisini çevirmiyor ve nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde ortalıktan kayboluyor.
Elinize sağlık, empatik bir hikaye olmuş , bir durumu anlatan. Esprili, eski kullanıcılarn tanıyabileceği bir üslup. Yalnız bazı yerleri uzatmışsınız sanki biraz fazla. Eğlenceli ama, teşekkürler katkınız için.