·126 syf.····Okunma: 24 Aralık 2018 13:12 Merhabalar :) güzel günler hayatınızdan hiç eksik olmasın diyerek sarılıyorum klavyeme :) bugün size Tezer Özlü den bahsetmek istiyorum. Birkaç kitabını okuyup kendisini ne kadar başarılı bir şekilde tahlil edebilirim bilmiyorum ama intihar eden yazarlar listesinde adını gördüğümde şaşırdığımı belirtmem gerekir. Tabi ki sonraki aşamada kendisini araştırdığımda intihar etti diyerek tanığımız yazarımızın intihar değil, kanserden hayata gözlerini yumduğunu öğreniyorum. Kütahya Simav da başlayan hayat Zürih te son buluyor. Yarım bıraktığı okul hayatı, akıl hastanesindeki tedavi süreci ve evlilikleri Tezer Özlü’yü anlatan klasikler. Peki, bunların içinde kaotik yaşamı süresince tanıdığımız Tezer Özlü kim? Tezer özlü bu kitabında “hiçbir yere bağlı olmamak” fikri ile karşılıyor bizi. Yaşamı bir tür “gitmek” fiiline aktarmış ve trenleri de gidebilmenin ve özgürlüğün simgesi olarak göstermiş. Belki de sırf bu yüzden ya da bu durumu hiç düşünmeden Avrupa'yı tavaf etmiştir. Yaşamı, gitmek olarak anlamlandıracak kadar özgürlüğüne düşkün olan yazar, “gittiği” yerlerde de birçok toplumsal ve kültürel çıkarımlar yaparak, kitapta bunlara yer vermek istemiş. Yabancılaşma ve toplumdan ayrıksı bir yaşam sürme isteği, gündelik ve popülist imajlar, toplumun dinamikleri, hayatın kuralları ve savaş karşıtlığı kitapta kendini ortaya çıkaran ögeler. En baskın serzenişi ise, yolculuğun da getirdiği gözlem görüngüsünden olsa gerek, köyden kente, Ortadoğu'dan Avrupa'ya göç.
Berlin-Hamburg-Prag-Viyana-Zagrep-Belgrad-Niş-Zagrep-Trieste-Torino ekseninde gerçekleştirdiği yolculuklarında çıkarımlarına yer vermiş, verdikçe de kendini aramış. Eserinde içsel yolculuğunun, yani kendinin, yaşamın ucuna yolculuğunun hikâyesini sunuyor okura. Almanca dilinde yazıp, daha sonra Türkçeye çevirdiği eserinde, kendi yolculuğumuza sürüklüyor bizleri. Esinlendiği, en sevdiği yazarlardan parçalar da taşıyor Tezer Özlü. Franz Kafka, Cesare Pavese, Italo Svevo gibi birçok yazarın eşlik ettiği içsel yolculuğunda, bizleri hüzünlü bir hikâye bekliyor aslında.
Yolculuğunda yanından ayrılmayan iki şey ise, diş ve baş ağrıları. Her kelimesi ayrı bir mana içeren çığlıklara dönüşüyor âdeta. Diş ağrısıyla başı dertte olan yazarın aynı zamanda yalnızlığıyla da başı dertte. Kadınlığın, kadın olmanın, özgürce yaşama isteğinin, erkek egemen topluma bağlı kalmak istememenin, herkese rağmen tatminkâr olmayan bir bağlamda sevişmenin, karşılıksız sevmenin psikozuyla yaşayan bu kadın, aynı zamanda yazarlığının da bir parçası olarak yitip gitmeyi kabul edemiyor. Fakat bütün bu yaşamak için şart faktörlere rağmen intiharı ve intiharın da ruhunda bulunan çekip gitmenin albenisini de onu ölümsüz bir istekle bağlı olduğu Pavese ‘ye gitmekten alıkoyamıyor kendini, sonrasında ise sanki yaşamın sonuna doğru yolculuk ederken bulur kendini. Yaşamın sonuna yolculuğunda diğer arkadaşları ise tabi ki trenler ve otel odaları. Ağlamalarına, gülmelerine, diş ve baş ağrılarına, uyku bozukluklarına şahit oluyorlar tek tek. Özlü ‘nün de dediği gibi,
"Her zaman yabancı insanlar bize dostlarımızdan daha çok sunan, veren kişiler. Öyleyse yaşamımızı neden yabancılar arasında geçirmiyoruz?". Mesela yabancı otel odaları, yabancı kentler, yabancı sokaklar, yabancı yollar gibi?
Yolculuğun sonunda ise Pavese'nin intihar ettiği otele gidip, orada kalır. Pavese'nin intihar etmeden önceki ruh halini anlamaya, uzatmalı sevgilisinin gitme isteğini anlamlandırma çabasına girişerek, bir bakıma onunla aynı duyguları paylaşmaya çalışır. Sonrasında onun görüngülerinden yaşama yeniden bakacak ve değerleri tekrar değerlendirecek olanlar içinse sözü çoktur ama az konuşur.
Ben ise sayfalara sığdırmakta zorlanacağım, yazmakla bitiremeyeceğim Tezer Özlü/ Yaşamın Sonuna (pardon) Ucuna Yolculuk kitabını sizlere sunuyorum.