64 syf.
·9/10
Felsefeyle arama mesafe koymuştum kafamı daha çok derslerimle meşgul etmek için ama sınavıma az bir zaman kala bu kitabın beni dağıtmasına müsaade ettim ve başlamadan önce şunu söyleyeyim; puanım 9/10 çünkü bu tadına doyamadığım sohbetin bu kadar çabuk bitmesine sinirlendim. Güzel kitaplar bu kadar çabuk sonlanmamalı.

Ben Michel Foucault’u, şu an ismini yazarken kitabın kapağından yardım alacak kadar az tanıyorum. Sadece ismi kulağımda olan biriydi, kendisini çok duydum. Peki bu cahilliğimle bu incelemeyi yazmaya nasıl cüret edebiliyorum? Hiç inceleme yazılmamış ve yazmak istedim. Ayrıca kitabın bende uyandırdıklarına, bana kattıklarına da değinmek isterim. Yazma nedenimi kimseye açıklama zorunluluğum yok ama hani olur da Foucault’la ilgilenen biri gelip bu kitaba yazılan incelemeyi okumak isterse baştan ne bekleyeceğini bilsin. Ya da beklemeyeceğini 🤦‍️ Anladığınız gibi elde çok malzeme yok yani. Neyse devam...

Ben bilinçli olarak kitap okumaya başladığımdan, geçen sene Martin Eden’le başlayan süreçten beri okuduğum ve içlerinde hiç bilmediğim denizlerde yüzdüğüm kitapların beni alıp başka limanlara bırakmasına izin verdim. Yani Jack London kitabında Nietzsche’den dem vurduysa gittim Nietzsche’yi araştırdım, okudum ettim. Nietzsche de bana Schopenhauer’ı verdi. Schopenhauer ile bambaşka bir alemin içine daldım. Okurken çok başka şeyler hissettim, deneyimledim. Sadece London için değil, bu devam eden süreçte kimi okuduysam onun uğradığı yerlere ben de uğradım. Bazen bu konaklamam çok uzun sürdü (Schopenhauer’ın birden fazla kitabını okumam gibi) bazen de Cioran ile ilgili 5 dakikalık bir YouTube videosu izlemek kadar kısa. Bu gezintilerim hâlâ daha devam ediyor. Birkaç hafta önce Martin Eden’ı tekrar okumuştum. İlk okumamda da Spencer dikkatimi çekmişti ama o zaman İlk Prensipler kitabının Türkçe baskısının olduğundan haberim yoktu. Sadece D&R’da Devlete Karşı İnsan kitabını görüp tek kitabı o diye anında sipariş etmiştim. London’ı bu kadar çok etkileyen bu adamı tanımak için. İkinci okuyuşumda, Levent Cinemre sağolsun, dipnotlar sayesinde yıllar önce İlk Prensipler’in Türkçe’ye de çevrildiğini ama basımının çok uzun zaman önce durduğunu öğrendim. (Martin Eden’ı ilk okuduğun yayınevi İlya’ydı ve çok ama çok kötü bir çeviriydi. O berbat çeviriye rağmen J. London beni nasıl tesiri altına aldı, ne büyük bir adam siz hesap edin artık. 2. Kitap iş bankası, Levent Cinemre çevirisi ve şu an elimde beklettiğim, biraz zaman geçince okuyacağım Engin Yayıncılık baskısı vaaar. Koyu bir Londonkolik ya da Martin Eden fanıyız anlayacağınız vesselam) Kitap karaborsaya düşmüştü anlayacağınız. Yani ikinci eş kitap sitelerinde legal olarak satılıyor ama RESMEN KARA BORSA. 65 lira fiyat konur mu o kitaba el insaf ya. Kitabın değerine paha biçmiyorum zaten haddim de değil ama daha önce 15 liraya satılmış yakın zamanda. Neyse öğrenciyiz dedik yalvar yakar anca 53 liraya düşürebildik ve aldık. O da hâlâ beklemede, okumadım daha.

Neyse konudan çok saptım ama mevzuyu Güzel Tehlike kitabıyla nasıl tanıştığıma bağlayacağım şimdi. (yani umarımm) Artık bu kitap seçim şeklime siz maymun iştahçılık mı dersiniz, tembellik, avamlık ve saçmalık mı dersiniz bilmiyorum. Ben London’a çok güvendiğim için hiç tereddüt etmedim onun referansında kitaplar almakta da okumakta da. Hani diğer kitaplar için belki araştırmadan etmeden atlamam yanlış olabilir. Okuyacaklar listemin kabarıklığı da bundandır. O an okuduğum kitapta adı geçen yazarla/şairle daha sonra tanışmak üzere sözleşiyorum onun kitaplarını okuma listeme ekleyerek. Ama bunlara ömrüm yeter mi ya da hevesim kalır mı ilerde bilmiyorum. İnsanın yapacak bir şeylerinin olduğunu bilmesi, daha çoook okunacak şey var düşüncesi hayatı biraz daha katlanılabilir kılıyor belki.

5. paragraf ve hâlâ Foucault ile ilgili çıt yok -_- Neyse başlıyorum. Bu kitabı da bir başka kitapta görüp aldığımı düşünüyorsunuz muhtemelen ama hayır. Tamamem tesadüf eseri (ya da asla tesadüf değildir belki aslında) inceliğinden de aklım çelinerek aldım. Bir günde okur bitiririm diye düşündüm. Nitekim öyle de oldu ama çok canlar yandı bitene kadar.

Ne zaman böyle kitapları okuduğumda kendimi spastik ve yetersiz hissetmeyi bırakacağım bilmiyorum. Uzun uzun cümlelere ve bu felsefi jargona alışabilecek miyim, çabalarsam olacak mı yoksa zorlamanın manası yok mu bilmiyorum ama uğraşıyorum. Bu uğraştan da büyük zevk alıyorum ama hayatıma yansıtma noktasında noksan gösteriyorum. Felsefi sohbetlere dahil olsam konuşabilir miyim?? 404 NOT FOUND

Anlamak için tekrar tekrar okuduğum onlarca cümle, yine anlamını google’dan arattığım, hiç bilmediğim birsürü kelime oldu. Buna rağmen bir kitabın her satırında mı huzur bulur insan. O bana ilk okuyuşta karmaşık gelen cümleyi, birkaç kelime arayışı ve 2-3 tekrar okuyuşundan sonra anlamanın verdiği hazzı nasıl tarif edebilirim ki. Basamak atlıyor gibi hissediyorum entelektüel anlamda ya da bu anladığıma sevindiğim şeyler bu kulvarda takılanlar için ilkokul seviyesinde sindirmesi çok kolay şeylerdir ve sevincim cahilliğimden gelmedir ama sonuçta bir aydınlanma yaşıyor muyum, yaşıyorum. Benim için bu anlık haz bile yeterlidir. Çok fazla bir şey söyleyemiyorum yine bu kitap hakkında birikimimin yetersizliğinden ötürü ama benim gibi beynini yakmayı, tamlamaları bol cümlelerin ve bilinmezlerin arasında kaybolmayı ve felsefeyi az biraz ilgisi olan herkesi kesinlikle tatmin edeceğini düşündüğüm bir kitap. Bu arada seninle de en kısa zamanda, başkasının söyleşisi aracılığıyla değil birebir tanışacağız Michel Foucault. Bu kez ismini yardım almadan yazdım.