·168 syf.····Okunma: 06 Ocak 2019 00:19 Şermin Yaşar, çok severek takip ettiğim güldüğünde yüzümüzü güldüren, üzüldüğünde bizim de yüzümüzü düşüren çok değerli bir hanımefendi. Yalnız ilk kez nasip oldu bir kitabını okumak. Sevdiğim, değer verdiğim bir ağabeyimden ödünç aldım kitabı. Ama şimdi nasıl geri vereceğim diye düşünüyorum.
Kitap bir öykü derlemesi fakat benim için her biri ayrı ders olan ayrı bir dünya. İlk öykü, kitap ile aynı adı taşıyor -göçüp gidenler koleksiyoncusu-, şöyle bir sarstı ama en çok 2 öykü derinden etkiledi beni. Birincisi "Kimlikte Nurşen", bir diğeri ise Ömer. Yani şimdi düşününce Fehime halanın hikayesi de etkiledi ama ilk aklıma gelen bu ikisi yine de. "Geçtiğimiz Kırk Gün"den ise bahsedip kendimi de sizleri de üzmeyi hiç istemiyorum.
Sevilerek büyütülmüş olsam da Nurşen'in hayatını okurken çocukluğumu düşündüm ve gözümden bir damla yaş süzüldü; Nurşen için, babaannesi için, gidebilmek için gösterdiği çaba için ve yazgısını değiştirme azmi için.
Ömer'in öyküsünü okurken de "İnsan ne olursa olsun muhakkak kısmetinde olan şeye kavuşuyor." dedim kendi kendime. Yazarın deyişiyle: " Her şey insana yazılıyor diye düşündü; ama bazen ulaşmıyor. Bilmediğimiz nedenlerle dolaşıp duruyor hayatın içinde. Bazen yanından geçiyor insan yazgısının, bazen elinden tutuyor ama bunun kaderi olduğunu anlamıyor. Tam yakalayacak gibi oluyor ama uçup gidiyor. Sonra bir gün hiç hesapta yokken, hiç beklemezken, başka alemlerdeki seyrini tamamlıyor senin olan şey, çıkıp geliyor ve seni buluyor." Yazgı kelimesi daha da anlam buldu beynimde bu öyküyle birlikte.
Dili samimi , öyküleri hayatın içinden kopup gelen bu kitap için teşekkür ederim Şermin Yaşar. İyi ki varsın ve iyi ki yazıyorsun.