Orijinal ismi "The catcher in the rye" olan eser daha once "Gönülçelen" adıyla da cevrilmis .Ama bu ad kesinlikle daha uygun olmus bence.Yalnız kitabın ismiyle konusu pek uyusmuyor.16 yasındaki amerikalı gencin bir kac gününü kendi agzından esprili sekilde dinliyorsunuz.Dili cok hafif.Lisedeyken okusam olurmus diye dusunmustum okurken.Fazla sürükleyici,etkileyici veya akılda kalıcı oldugunu düsünmüyorum.Ama anlatımını sevdim.Akıcı ve esprili.Size bir sey katmasını isterseniz hemen pesinden yazarın hayatını anlatan "Rebel in the rye" filmini izleyebilirsiniz.Bu romanda aslında yazarın cogu yerde kendisinden birseyler anlattıgını göreceksiniz ve bu sizi romandan bile cok etkileyecek.Ben Holden Caulfield'ın her seyden nefret eden boş bir ergen oldugunu düsünmedim sahsen.Nefret ettigi bir cok sey bana garip gelmedi.Aksine farkında olmadan hepimizin bir cok seyden haz etmedigini,ama hayatın bir parcası olarak gorup kabullenerek yasadıgımızı ve buna da "büyümek" dedigimizi düsünüyorum.Bu yüzden kücük kardesiyle vakit gecirmek en sevdigi sey bence.Beklentimi karsılayacak kadar begenmesem de fena degildi roman.En cok yurt odasında gecen ve kücük kız kardesiyle olan bölümleri begendim.