10/10
·349 syf.··
Beğendi
·
2019 3. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2019 22:04
Jurnal 2... Kitabı 23 günde okumuşum. Sistem öyle gösteriyor. Vaktim olmamasından kaynaklı bir uzayıştı bu. Yoksa bir veya iki gün içerisinde okuyabilirdim. Bir ömür harcayarak yazılmış bu eseri küstahlık ederek bir veya iki günde okuyabilirdim dedim. Kendimi suçlu hissediyorum. Suçlu hissediyorum da ne demek? Suçluyum. Böylesine insanın hayata, değerlere, kişi ve kişilere bakış açısını değiştirebilecek bambaşka boyutta baktırabilecek bir esere ve eserin sahibine saygısızlık etmek elbette değil niyetim. Aksine okumanın, düşünmenin, düşündürmenin değerini kavramamızı sağlayacak ender insanlardan biri olan Cemil Meriç ömrünü bizlere bir şeyler anlatabilmek için feda etmiş. Feda etmiş dedim. Evet feda etmiş. Çünkü ömrü kitaplara sığınmakla( sığınmak belki gözlerini kaybetmesinin nedeni de sırf bir şeyler öğrenip doğrusu ile yanlışı ile bizlere anlatmak için bu uğurda okumak. Adam okumuş, okumuş, okumuş... ) ve bir şeyler yazmakla geçmiş... Niçin? Bizler için. Biz ne yapıyoruz? Yine bildiğimizi yapıyoruz. Okumak için okuyoruz. Bir veya iki günde okuyup geçiyoruz. Hayatımıza uygulayabiliyor muyuz? Hayır. Öyle olmamış olsaydı birbirimize en ufak dahi küçümseyen gözlerle bakmazdık. İnsanın, düşünmenin de birbirimizin sırf insan olduğumuz için sevmenin, dinlemenin, saygısızlık etmemenin değerini bilip, bu değerleri yapmamayı büyük haya olarak kabul ederdik. O yüzden suçluyum. Bu suçluluğumu okuduğum bu eserde not ettiğim bölümlerimi hayatıma yön vermesinde kullanmak için kendime söz vererek biraz olsun suçluluğumu eser sahibi Cemil Meriç’e affettirmek istiyorum. Sanatçılar, sanatçılarımız... Kime göre sanatçı? Neye göre sanat? Artık sanata ve sanatçıya başka bir bakış açım var. Bunu sağladığı için Cemil Meriç’e minnettarım tırnak içinde sözlerini belirterek başka bakış açılarımı değiştiren düşüncelere geçiyorum... “Sanatçının tek vazifesi vardır bence: insanları birbirine sevdirmek, iki insanı veya iki milyar insanı. Sanat, bir heyecan seyyalesiyle* kilometrelerin ve asırların ayırdığı kalpleri birleştiren büyüdür.” (Cemil Meriç, 19 Ekim 1966 tarihli mektuptan) Sevgi... Gerçekten de kutsal bir kelime. Sevmek de öyle. Sevmek, kendin olmayan bir başka kılığa bürünmeden sevmek... Sınırı olur mu sevmenin, sevginin ? Olmamalı... “Daha çok sevmek mi? Daha çok sevebilir misin? Denizin sınırları var, sevginin sınırları yok. Daha çok sevebilirsin. Ve seveceksin.” “Sevgi kahramanlaştırmalı insanı.” Birine inanmalı insan. Birine... Koşulsuz, çıkarsız, nedensiz, içtenlikle... Umarım o biri hep olur hayatınız boyunca... “Sana inanıyorum. Sana inanmamak kendime inanmamak.” “Sana kendim kadar güveniyorum. Kendimden çok diyecektim. Diyemem. Biz bir elmanın iki yarısıyız.” Öyle bir bölüm okuyorum ki keşke dedim o çağa o zamana dönebilsek. Bizler de o zamanlar da yerimizi alabilsek... Mektupların bu denli kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum. Ancak böyle güzel tarif edilebilirdi o mükemmel duygular... “Mektubun bir beste. Rüyada dinlenen, çocuklukta dinlenen, başka bir dünyada dinlenen bir beste.. Neler söylüyor? Anlamıyorum. Bir kuş cıvıltısı, bir derenin sesi, bir ninni. Sonra yudum yudum tadıyorum satırları, kelime kelime, hece hece tadıyorum. Avuçlarıma alıyorum kelimeleri, okşuyorum. Kimi bir elmas gibi sert, kanatıyor, kimi kadife gibi yumuşak, gözyaşı gibi ılık. Bütün acılarımı takdis ediyorum.” Yaşamak. Kolay değil elbette yaşamak. Binbir zorluklarla dertlerle mücadele etmek. Ama bu denli yaşamayı kıymetlendiren de bütün zorluklarla mücadele etmek değil mi? Bir amaç bir hedef belirlemek değil mi? Sevmek ve sevilmek değil mi? “Güller dikenli. Bilirim. Ama yaşamak yaralanmaktan korkmamaktır.” “Güzel günlerin, aydınlık günlerin, sıcak günlerin fethine çıkıyorsun. Bütün kinlere, bütün kızgınlıklara, bütün zilletlere veda. Sevmek ve sevilmek.” “Sevgi garip bir yangın. Yaşaması için büyümesi gerek. O yangına her şeyini atacaksın, zamanını, gururunu, dehanı. Ve kül olacaksın. İnsanlar ondan korkuyor, ondan yaşamıyorlar. Sonsuz karşısında cücenin korkusu.” Ve umudum. Bitmek tükenmek bilmeyecek umudum. Acaba gelecek mi diye merakla beklediğim yarınım... “Yarına. Mesut yarınlara. Seni getirecek olan yarınlara.” Okuduğumuz bütün kitapların hepsinin de tam bitmediğini, tamamlanmadığını öğrendim. Ancak ve ancak şöyle tamamlanabilir... Tam anlanabilir... Başarabilirsek... “Her kitap yarımdır; kitabı insanlık yazar. Ne mutlu ona bir hece ekleyebilene...” “Her kitap, meçhule yollanan bir mektup, meçhule yani adresi olmayana.” İnsanları artık daha candan dinliyorum. Sözlerine daha fazla kulak veriyorum. Çünkü her insan benim için artık gizli bir hazine. Belki bir konuşmasında o hazinesinin kapılarını açıp bana bir şeyler gösterecek. Ve ben bir şeyler daha öğrenip, hatam varsa düzelteceğim.Ya da ders alacağım. Ve hep “her düşünceye saygı” duymayı bileceğim. Düşüneceğim. Düşündürmeyi sağlayacağım... “Duymayan, düşünmeyen bir alay robot, duymayan düşünmeyen ve düşündürmeyen.” “Düşünce, şüpheyle başlar. Düşünce, tezatlarıyla bütündür. Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak, kendimizi hataya mahkûm etmek değil midir?” Yazmış olduğumuz yazılara başlık atmanın kıymetini de söylemeden edemeyeceğim. Bir başlık aslında ne kadar önemliymiş... Onu da öğrenmiş oldum. “Her yazı adı ile doğar, insanlar gibi.” Bilmeden, anlamadan, dinlemeden peşin hüküm vermek... Bir şeyin doğru veya yanlış olduğunu sağdan soldan gördüğü tek bir söz ile öğrenip inanmak. Ne aradığını bilmeden ya da aramak çabasını vermeden arayana engel olmak... Çok bilmişlik... Çıraklık etmeden ustalık taslamamız... Şu satırları okuyunca bunlar geldi aklıma... “Arayan ve bulmadan bulduğunu sanan. Etrafındakilerden daha âlim. Ama nazariyeci olmak kabiliyetinden uzak. Zekâsını bozuk para olarak harcıyor. Lüzumsuz düşmanlıkları, lüzumsuz taraf tutuşları var. Niçin harcıyor kendini? Daha ne kadar harcayabilir?” “Düşünüyor mu? O da meçhul. Hikmetine akıl erdiremediği aksilikler. Herkes inanmış görünüyor. O da aynı tatsız oyunun adsız bir figüranı. İnanıyorlar mı, neye inanıyorlar? Aklı ermiyor. Dehşet içinde seziyor ki bu abesler âleminde yaşayabilmenin vazgeçilmez şartı, gerçeği paranteze almaktır. Gerçek..” Bir başka düşünce değişikliğim yolumu önce kendi ülkemin değerlerini tanımakla sabit kılacağım oldu. Batının da komşu ülkelerinin de fikir adamlarını okuyup öğrenmek, tanımak gerek elbette. Ama önce kendi ülkemizin değerlerini öğrenmeli, tanımalıyız. Kendini bilmeyen başkasını bilemez. “Batıdan da, komşu ülkelerin fikir adamlarından da faydalanmak hem borcumuz, hem de vazifemiz. Ama önce kendi insanlarımızı tanımakla mükellefiz.” “Düşünce susuzluğu içinde kıvranan günümüz gençleri kendi dünyalarının bağrından yükselen bu dost sesleri ibret ve dikkatle dinleseler hem ufukları genişler, hem de bir kadirşinaslık borcunu ödemiş olurlar.” Bir başka düşünce değişikliğimde okumanın, öğrenmenin ve öğretebilmenin (öğretebilmekten kastım anlatabilmek, ifade edebilmek) hayatımızın kilit noktası olduğu. Okumak bir gaye, bir iş, bir tutunuş(adını ne koyarsak)... Ama canı gönülden bütün samimiyetimizle... “can-ı gönülden yapılan her şey güzeldir. Biz hiçbir şeyi canı gönülden yapmıyoruz. Onun için davranışlarımızda ciddiyet ve samimiyet yok.” Ancak ve ancak bu samimiyetimizi gösterebildiğimiz zaman hayat dallarımıza tutunabiliriz. Başarabilir miyiz? Bilmiyorum. Ama dalı tutmak değil mi önemli olan? Dalı tuttuk bir kere... ( Demek istiyorum.) “Anlamak istemiyoruz ki hiçbir zafer bedava kazanılmaz. Mucizeler çağında yaşamıyoruz. Çetin ve sıkıntılı hazırlıklara ihtiyacımız var.” Belki bizim bir eserimiz olmayacak. Nesillerimize bırakabileceğimiz bir armağanımız olmayacak... Ama hiç değilse öyle güzel okuyalım ve yaşayalım ki bir iz, bir yol, bir özendirme de olsa en ufak bir şey bırakmadan göçüp gitmeyelim... Bahsedilelim... Sevgi ile anılalım... “Ben dünyaya gelişiyle gelmeyişi arasında hiçbir fark olmayan fanilerden biri miyim?” Ve bu soruyu her zaman yanımızda taşıyalım, aklımıza düştükçe açıp bakalım. Önümüze koyalım. Tartışalım. Tartışalım ki daha başka neler yapabiliriz farkına varalım... Birbirimize olan saygımızı hiçbir zaman yitirmeyelim. Eğer yitirirsek işte o zaman biteriz. Çökeriz. Dağılırız... Okuyan gözlerinize, dinleyen yüreklerinize sağlık... -Ali KARAYAZI ( 09.01.2019 01:53)
Jurnal - Cilt 2Cemil Meriç · İletişim Yayıncılık · 20181,847 okunma
··
934 Gösterim
10 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Çok güzel bir inceleme ve değerlendirme yazısı olmuş.Emeğinizi ve kaleminizi takdir ediyorum.👏👏👏
ALi
Gönderi Sahibi
Abdulselam Hocam beğenmenize çok sevindim. Sizin gibi kalemi sağlam şiirlerinde kendimi bulduğum birinden bu sözleri duymak mutlu etti beni. Teşekkür ederim :)
incelemenizi okuduktan sonra yorum yazıp yazmamakla biraz tereddüt etme nedenim oldu. sitede olduğum süre içinde okuduğum en güzel incelemelerden biri olarak bunu söylemem herhalde çokda abartılı olmayacaktır. Onca sayfa içinde ele alınan konular kitabı okumaya bile ihtiyaç duymayacak güzellikteydi. kitap güzel olmayabilir belki sıkabilir sayfalar kıvrışabilir ama inceleme baştan sona harika ötesiydi. incelemeyi niye bu kadar övdüğüme gelince. bir önceki cümleyi bir sonraki cümlede açıklama gereği duymanız sanırım bu işi daha da güzelleştirdi. Sevginin tarifi bu kadar güzel yapıldıktan sonra sanırım uzun bir süre sevgi tarifini cümleler arasına sıkıştırmamaya karar verdim. Sadece küçük bir parantez içinde söylemem gereken şey şu olurdu eğer olsaydı " Sayfalarca kitap yazılıp sonra bunu ticaret malzemesi olarak piyasaya sürmekle, insanlara aktarılması gereken şeyleri kitap haline getirip bunu insanlara sunmak farklı şeylerdir. emek verilen bir şeyin elbet bedeli olacaktır. Bu bedel sadece insanlar bedava olanın kıymetini bilmediklerinden olacaktır. Aksi halde yazılan her satır. Eğer insana doğru düşünceyi ve doğru yola ulaşmayı sağlıyorsa eğer, kitap, kapağından ön sözüne kadar değer verilmeyi hak eder. Ama işi ticaret malzemesi olarak görüp bunu kitap olsun da para kazanalım düşüncesine bağlarsak bu ne okumak olur ne yazmak. bu sadece alışveriş olur. Yazarlar işe Mehmet Akif Ersoy'un istiklal marşı gibi bakarlarsa insana kattıkları değerler ceplerine koyacakları paradan daha kıymetli olacağı inancındayım. Tekrardan yüreğinize sağlık bu güzel incellemeyi okuma fırsatını bize sunduğunuz için. Kaleminiz de gözlerinizde Dert görmesin.
ALi
Gönderi Sahibi
Sizin değerli sözlerinize layık olmak ne güzel. Ne güzel anlaşabilmek. Kaleminiz öyle güzel öyle anlamlı ki yolunuzun güzelliği her kelimesinde belli ediyor kendini. Yolunuz, kaleminiz, yüreğiniz bir ömür hak yolda daim olsun inşaAllah. Hayırlı akşamlarınız olsun efendim :)
Emeğinize sağlık, güzel bir inceleme olmuş..kitabı uzun sürede okumuşsunuz hakkını vererek okumuş olmalısınız çünkü detaylı şekilde yapmışsınız incelemeyi.. Kitabı alıntılarla takip ettim, güzel alıntılardı.. "Bir başka düşünce değişikliğim yolumu önce kendi ülkemin değerlerini tanımakla sabit kılacağım oldu.Batının da komşu ülkelerinin de fikir adamlarını okuyup öğrenmek, tanımak gerek elbette. Ama önce kendi ülkemizin değerlerini öğrenmeli, tanımalıyız. Kendini bilmeyen başkasını bilemez."dediğiniz gibi önce kendi değerlerimizden başlamalıyız... :)
ALi
Gönderi Sahibi
Birbirimizi anladığımız için ben sizin için yazmıştım o yorumu. :) o zaman önce kendi değerlerimiz...
Bu kadar önemli bir insanı bu denli güzel okumanız beni mutlu etti. Allah esenlik versin.
ALi
Gönderi Sahibi
Ahmet Hocam incelememi okumanız ve yorumlamanız da beni çok mutlu etti. Amin. Rabbim cümlemize esenlik versin. Teşekkür ederim. :)
Inceleme içerik olarak açıklayıcı bir o kadar da güzel olmuş. Ellerinize sağlık 👏
ALi
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim. :)