Bir insanı gerçek manada tanıyabilmek, onun hakkında kendisinden daha çok bilgiye sahip olabilmek... Yalnızca saplantılı bir aşığın sahip olabileceği bir özellik gibi gözüküyor. Fakat ben bilinmeyen bu kadın için saplantılı yakıştırmasını yapamıyorum. Birkaç dakika için onun hayatını kendiminmiş gibi yaşamış olmam buna sebep olabilir. Ama Zweig'in amacı da bu değil miydi zaten?
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, okuduğum ikinci Zweig kitabı. Okumakta geç kalmış olduğumu biliyorum, buna rağmen hayatımda belirgin bir yer edinmesi çok gecikmedi. Elimden bıraktığım anda hayatıma geri dönmekte zorlandığım, beni bu denli içine çeken az sayıda roman oldu şimdiye dek. Bu kategoriye girebilen bu kitap da bana iyi ki ölmeden okuma fırsatı buldum dedirtti.
Kitap ömrü boyunca R. adındaki bir yazarı sevmiş ve hayatını onun çerçevesinde şekillendirmiş bir kadınının, R. tarafından bile bilinmeyen bir kadının, mektuplarından oluşuyor. Bir insanın aşkı hisettiği o ilk andan itibaren yaşadığı tüm duyguları, bu kadar berrak ortaya dökmek ve buna edebi bir üslup kazandırmış olmak büyük bir yetenek. Kitabı okurken bilinmeyen kadının aşkını ve tüm ıstırabını onunla beraber yaşıyorsunuz. Hâle etkisinde; bir insanın sevdiğine duyduğu aşkın, ona duyması gereken nefretin önüne nasıl geçiyor apaçık görebiliyorsunuz.
Aşkın, bekleyişin ve hayal kırıklıklarının kitabı. Okumalısınız.