* * *
İnsan; bilinci ve vicdanı olan, özgür iradesi ve seçimleriyle hayvanlardan veya makinelerden ayrılan bir varlık olarak kabul edilir.
Hayvan; içgüdüleriyle hareket eden, hayatta kalmak mottosuyla yaşayan ve düşünme yetisini eser miktarda kullanandır.
Makine; hissedemeyen, bilinci olmayan, ne yapmaya programlandıysa o işi yapan ve düşünme yetisi sınırlandırılmış olandır.
Böyle mi gerçekten? Ya da bu tanımlar hâlâ geçerliliğini koruyor mu?
İsmail Güzelsoy işte bu tanımların ve kavramların nasıl silikleştiğini, birbirlerinden nasıl rol çaldıklarını, insanların nasıl sorgusuz sualsiz (genellikle ilkel dürtülerle) itaat ettiklerini muhteşem kurgu ve karakterle irdeliyor Hatırla 'da, hem de cesurca. Kendisinin bir röportajdaki sözleri şu şekilde: "İyi bir roman yazabilmek için çok şey gerekiyordur ama bence öncelik cesaretin. Cesurca dile getirilmeyen hiçbir şey yeterince sarsamaz ve bizi sarsmayan şey estetik olamaz."
Bu romanı okurken sarsıldım evet, hem büyülendim hem sarsıldım. Kalemin, zalimin kılıcından daha keskin olduğunu veya olmak zorunda olduğunu gördüm bir kez daha.
Zalim stereotipi Vali karakteriyle vücut bulur kitapta. Öyle bir Vali ki, her günahı kendine mübah gören, suçlandığında kendini savunacak(!) noktalar bulan, yanına kimsenin yaklaşmaması için kanla beslenen 5 tane azman köpeği (metafor olarak kullanmış büyük ihtimalle) nöbetçi koyan ve bana okurken baya tanıdık gelen... Ve bu zalimden ve zulmettiği topraklardan kaçan bir genç kız vardır Suzan. Dans etmeyi, çamurdan heykelcikler yapmayı seven ve bunlar yüzünden bile başına gelmeyen kalmayan...
Arkadaşı Nuh Köklü'yü de anmıştır kitapta yazar, kartopu oynarken bıçaklanarak öldürülen... Hem de öyle güzel bir anma ki okurken tüylerim diken diken oldu.
Bir de 6-7 Eylül olaylarını hatırlatır