Ne distopya, ne ütopya!
Çok farklı öngörülerin olduğu 1932’lerden günümüze seslenen garip bir eser ‘Cesur Yeni Dünya’.
Distopya olarak ele alırsam; okuduklarım içerisinde, mukayese kabul etmez biçimde önde olacak bir eser. Yok ütopya dersem, daha iyilerini hayal etmeye, düşlemeye alışkın insanoğlu için, özgürlükten ve birey olma bilincinden uzak bir umutsuzluk.
Ancak distopya olarak ele alıyorum bu eseri.
Eserin alt metninde gördüğüm ise; kusursuz toplumun dışında kalmış, medeniyetten uzak fakat Tanrı inancından vazgeçmemiş toplumdan; kaderin küçük bir cilvesi sonucu, kusursuz topluma ayak basmış, kökleri bu topluma ait bir ‘Vahşi’ye atfedilen ‘İsa Mesih’ rolünün, sonuçlarının çarpıcılığı.
Bu altmetne göre;
Şartlandırılmış, programlanmış bir topluma, özgürlüğünü vadeden ‘Kurtarıcı İsa’, gülünecek, dışarı itilecek ve görmezden gelinecek bir figürden öteye geçemiyor.
Çok çarpıcı! Günümüz dünyasına inanılmaz bir pencere açıyor bu garip eser. Yazarın öngördüğü; mutsuzluğu görmezden gelerek yaşamaya çalışan ‘Tüketim Toplumuna’ muazzam bir eleştiri. Ve şu alıntı, ‘spoiler’ vermeden anlatmaya çalıştığım bütünlüğü tamamiyle açıklıyor sanırım;
( ‘Gözyaşları içeren bir şeye ihtiyacınız var sizin,’ dedi Vahşi, ‘değişmek için. Burada hiçbir şeyin bedeli yeterince ödenmiyor.’ )
İnsanın toplum içerisindeki benlik bilincini, tamamen akıcı bir dille sorgulamasına sebep oluyor Huxley ve ‘algılarınızın felç edilmesine göz yummayın, özgürlüğünüz, düşleriniz ve hayatınızdan vazgeçmeyin’ diye fısıldıyor. (Bilhassa, eserin çözüldüğü On Altıncı bölüm ile.)
Daha fazla ne söylemeli bilemiyorum. Eseri okurken aklıma doluşan onca şeyden geri kalanların en saf hali bu sanırım.
Ek olarak Shakespeare’e aşina olan okurların bu eseri okurken alacağı lezzetin bir kat daha fazla olacağını da söylemek gerekir.
Şimdiden iyi okumalar.