·120 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Şubat 2019 15:33 Güzel ve aydınlık bir günde yolumun üzerindeki hep uğradığım sahafa girdim. Havanın güzelliği içimde Sait Faik okuma isteği uyandırırken sahafta gözüme okumadığım Sait Faik kitapları ilişince derhal aldım. Sait Faik tam da böyle bir yazar bence insanın okudukça içine yaşamı, aydınlığı büsbütün hissettiren; her gördüğü insanın altındaki nice hikayeyi merak ettiren bir yazar. Bundandır Sait Faik "nahif" kelimesinin tam karşılığıdır gözümde.
Kitabı okurken acele etmek istemedim, zaten Sait Faik bu bakımdan benim için özel yazarlardandır. Bir yandan, hangi eserini okursam seveceğimi bildiğim ve bir an önce her eserini okumak istediğim, bir yandan ise bundandır okumadığım eserlerini bir an önce tüketmekten imtina edip en zor günlerime sakladığım yazarlardan.
Kitap Sait Faik'in ölümünün ardından yayımcısı Yaşar Nabi Nayır tarafından hazırlanan bir seçki. 17 öykü ve kitabın en sonunda Salâh Birsel'in Sait Faik için yazdığı "Sait Adında Bir Balık" yazısından oluşuyor. Bu yazıyı çokça beğendiğim ve Sait Faik'i çok iyi anlattığını düşündüğüm için incelemede bu yazıdan bir alıntı kullanmak istiyorum:
"(...) bu öyküleri düzmek için yanaştığı her insana hemencecik el atmaz, onları, kavun alıyormuş gibi iyice tartar, koklar ve öykü olabilecek bir yan bulduktan sonra onlara kucak açar. Çünkü ona göre her insanın içinde öykü bulunmaz. Yazara düşen iş, içinde öykü taşıyan insanı kıstırmaktır. Bir kez kıstırdıktan sonra da elini uzatıp onun içinden öyküyü çekip çıkarmaktan başka iş kalmaz.
Sait, bu öykü anlayışını bir gün Çiçek Pasajı'nda, Tahir Alangu'nun da bulunduğu bir toplulukta çok canlı bir biçimde dile getirir. Sait'in fokur fokur kaynadığı günlerden biridir o gün. Tahir Alangu ve arkadaşlarına: "Ne cıbıl heriflersiniz siz, size bir ıstakoz ısmarlayayım da mideleriniz bayram etsin!" sözünü bağışlamıştır. Sonra da Pasaj'ın o ünlü ıstakozcusunu çağırıp ıstakoz ısmarlamıştır. "İyi olsun ha!" demeyi de savsaklamamıştır. Istakoz gelmiş, Sait bıçağı eline almış, hayvancağızın şurasını burasını tıktıklamıştır:
-Yaramaz bu. Daha iyisini getir!
Istakozcu söylenecek olmuştur. Ama Sait:
- Parasıyla değil mi? İyi olacak!
Yeni gelen ıstakoz da aynı biçimde inceden inceye gözden geçirilir:
-Haa, bak bunda iş var!
Sait elini kolunu sıvayıp ıstakozu çıtır çıtır da kırmıştır.
Koca, koskoca bir tabak dolusu bembeyaz et de salına salına ortaya çıkmıştır.
Kendisinin gevezelik ettiğini sanan, ama bir kayık tabak ıstakoz etini karşılarında görünce şaşıran Tahir Alangu'ya şöyle demiştir:
-İşte böyle. Kimi insanların içi koftur. Hiçbir şey çıkarılamaz. Kimileri de işte böyle doludur. Öykücünün işi bunu bulmaktır."
Bu kitabı ve içindeki öyküler de bir o kadar naif ve sokaktaki içi "dolu" insanların hikayeleri. Hele ki "Sevgilime Mektuplar" isimli hikayesi var ki muazzam. İsmi bir aşk hikayesi izlenimi uyandırabilir ancak Sait Faik burada gazeteciyken gittiği fabrika teftişlerini anlatıyor ve görüyoruz ki yıllar da geçse bazı şeyler değişmiyor. Kitaba ismini veren Tüneldeki Çocuk hikayesi bir o kadar sokaktaki insan bir o kadar doğal. "Diş ve Diş Ağrısı Nedir Bilmeyen Adam" ise tam anlamıyla gerçek midir kurgu mudur bilinmez ancak Sait Faik'in işte bu içi dolu insanları nasıl da kıstırdığının müthiş bir örneği. Kitabın son kısımlarında " Rakı Şişesinde Balık Olmak İsteyen Şair" öyküsü ise benim için Sait Faik gibi "nahif" olan bir diğer önemli edebiyatçımız Orhan Veli ile aralarındaki sohbetten oluşuyor ve okuması en keyifli öykülerden.
Velhasıl, Sait Faik ki Türkçe'nin nahif yüzü, Türk öykücülüğünün en önemli değerlerinden. Benim için kesinlikle en beğendiğim kitaplarından oldu.
İncelemeyi kitabın açılışını yapan ve çokça etkileyici olan bir cümleyle bitirmek istiyorum:
"Şu insanlara hiçbir şey çok değildir."