·112 syf.··Beğendi
···Okunma: 17 Şubat 2019 07:38 Merhaba Sevgili Kitap Kurtları,
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu kitabını incelemeye başlamadan önce müellifi olan Peyami Safa hakkında biraz araştırma yaptım. Bu araştırma kafamda eksik kalan bazı noktaları doldurmada yardımcı oldu. Varmış olduğum sonuçları ve değerlendirmeleri sizlere elimden geldiği kadar aktarmaya çalışacağım. Vakit ayırıp okuyan değerli insanlara şimdiden teşekkür eder, kıvanç duyduğumu bilmelerini isterim.
Peyami Safa'nın yazmış olduğu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, psikolojik roman türünde Türk edebiyatının önemli yapıtları arasında kendine yer bulmuştur.
15 yaşındaki isimsiz bir karakterin 7 yıldır çekmiş olduğu "Kemik Veremi" hastalığı eserin ana konusudur. Bu hastalık çerçevesinde olaylar gelişir. Bu hastanın içinde bulunduğu meçhul durum ve ıstıraplar okura aktarılmaktadır.
Bu eser aynı zamanda bir otobiyografidir. Peyami Safa'nın küçük yaşta "Kemik Veremi" hastalığına yakalanması ve romandaki karaktere isim vermemesi bu ihtimali güçlü kılar. Aşağıdaki alıntı da bu eserin otobiyografi özelliğini destekler niteliktedir.
"Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia edemezler. İki hasta kadar birbirine yakın hiç kimse yoktur. Hasta olmayanlar bizi ne kadar az anlayacaklar!"
İlgi çeken bir diğer durum ise romanda geçen yoğun betimlemelerdir. Hayatım boyunca okumuş olduğum kitaplar arasında en yoğun betimleme geçen kitap desem abartmış olmam. Safa'nın öyle bir tasavvur gücü var ki satırları okuyup gözlerinizi kapattığınızda anlatılan kişiler ve mekanlar hayalinizde canlanmakta. Bu melun hastalığa yakalanmış olan gencin bütün acılarını, arzularını, sevinçlerini ve hüznünü iliklerimize kadar hissetmekteyiz. Aynı zamanda bu acılar Peyami Safa'nın acılarıdır. Belkide başından geçtiği için böylesi güçlü bir tasavvura sahiptir.
Yazar dönemin siyasi olaylarına da el atmaktadır. İttihatçıların Almanlara olan hayranlığı karşısında Tanzimat'tan beri süregelen Fransız hayranlığının çatışması. Yazar bu noktada milliyetçi bir tutum sergileyerek siyasi görüşünü açık bir şekilde belirtmektedir.
Sonuç olarak bakıldığında Türk Klasiği okumayı seven biri iseniz, okuduğunuzda pişman olmayacaksınız. 2000 sonrası jenerasyon için dil biraz ağır gelebilir. Fakat kederlenmeye gerek yok. Çağdaşı olan diğer kitapları da okuduğunuzda zamanla bu üsluba otomatik olarak alışacaksınız. Yeni kelimeler öğrenmek sizi zamanla mutlu edecektir.
Tekrardan teşekkür eder, keyifli okumalar dilerim...