-Çok çok hafif derecede spoiler vardır.-
"Sirk, haber vermeden gelir. Gelmeden önce hiçbir duyuru yapılmaz, kimseye haber verilmez. Dün yokken, birden ortaya çıkar."
Heyecanlı heyecanlı kitap okumayalı bayağı oluyordu ki imdadıma Gece Sirki yetişti. Kütüphanede karşılaştık Gece Sirki ile ve Okuyan Muggle Gözde'nin sevdiğini bildiğimden tereddüt etmeden aldım kitabı.
Arka kapağındaki tanıtım yazısı da oldukça merak uyandırıcıydı. Sadece gece yarısı açılan bir sirk ve hiçbir sirkte görülmemiş çadırlar... Kesinlikle kitaba tav olmuştum ve başladım okumaya.
Başladım başlamasına ama kendimi kitaba kaptırmam beklediğimden uzun sürdü, yaklaşık 150 sayfa kadar. Kitap kötü olduğu için değil, aksine çok sevdiğim ve genelde fantastik olan kitaplarda hep böyle oluyor. Yazar, kitaptaki evreni tanıtmadan okuyucuyu birden olayların ortasına atıveriyor ve parçaları birleştirmek okuyucuya düşüyor.
Daha çocukluklarından itibaren bir karşılaşma için eğitilen iki sihirbaz Celia ve Marcoyu, daha önce eşi benzeri görülmemiş bir sirk oluşturmak için bir araya gelen bir grubu ve olaylara nerede ve nasıl dahil olacağını pek kestiremediğimiz Bailey adında bir genci okuyoruz. Hikaye üç farklı koldan, üç farklı tarihte ilerlediği için başta zor geliyor biraz hepsine bütün olarak bakmak ama okudukça parçalar yerine oturmaya başlıyor ve bir bakıyorsunuz ki kendinizi çoktan o evrenin içinde kaybetmişsiniz.
Baştan itibaren bahsi geçen "karşılaşma" benim beklediğimden çok farklı ve bu farklılığa bayıldım. Ben Harry ve Voldemort gibi yüz yüze kozlarını paylaşmalarını beklerken çok daha sihirli ve anlamlı bir karşılaşma oldu. Aşık atışmasına benzettim ben biraz, ikisi kendi bildikleri şekilde sihri kullanarak sirke eklemeler yaptılar. Onlar yaptıkça ben sirke aşık oldum, keşke gerçek olsa da kırmızı atkısını takıp şafak sökene kadar sirkin tadını çıkaran bir rêveur olsam diye düşündüm. Ayrıca iki sihirbaz arasındaki rekabetin imkansız bir aşka dönüşünün ağır ağır oluşu benim açımdan Gece Sirki'ne bir puan daha kazandırdı.
Sirkte birbirinden farklı ve birbirinden büyülü o kadar çok çadır vardı ki betimleme okumayı pek de sevmeyen ben, yazar o çadırları tasvir ederken sadece okumadım gerçek manada o çadırları görebildim. Rüyalardan çıkmış gibiydi çadırlar. En sevdiklerimden biri koku çadırı oldu sanırım.
Gece Sirki kesinlikle beklediğimden daha güzeldi. Olayların bağlanışı, sihrin ve sirkin işleyişi, o tarihi hava, tüm karakterler... Her şey birbiriyle tutarlı ve bütünler nitelikteydi. Keşke seri olsaydı ve bu evrende, bu karakterlerle daha çok zaman geçirebilseydik ama bu sefer de şimdi olduğu kadar etkileyici olmazdı, biliyorum. Bir okur asla tatmin olmuyor, gerçekten iflah olmayız :D
Gece Sirki'ni okuyanlara en sevdiğiniz çadırın ne olduğunu, okumayanlara ise ilginizi çekip çekmediğini sorarak yorumumu burada noktalıyorum.
Keyifli günler!^^
Daha Fazlası için periodiclibrary.blogspot.com