224 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
İlk dövmesi olarak, koluna ‘Marla Singer’ portresi kazıtan, ‘Fight Club’ manyağı biri geldi, açılın. Bu inceleme için geç bile kaldım. Film konusunda da bazı eleştirilerim olacak, ama onun dışında bulunduğumuz site sebebiyle tamamen kitap üstüne yoğunlaşacağım. İncelemenin spoiler içerdiğini söylememe gerek bile yok. Ama ben yine de uyarayım.

Aslında bunun hakkında konuşmamalıyım. İlk kural.

1996 yılında Chuck Palahniuk tarafından kaleme alınan Dövüş Kulübü, yazarın ilk kitabı. Palahniuk daha önce kısa hikayeler yazmayı denemiş, ancak yayıncıların dikkatini çekememiş. “Görünmez Canavarlar” adlı kitabı, yayıncılar tarafından rahatsız edici bulunduktan sonra, asıl rahatsız edici olanı göstermek için Dövüş Kulübü’nü yazmaya başlamıştır.

Öncelikle anlatıcımızın bir adı yok. Ne ‘Joe’, ne de sadece filmi izlemiş kesimin genellikle zannettiği gibi ‘Jack’ değil. O yüzden karakterimiz Tyler’a evrilene kadar, kendisinden ‘Anlatıcı’ olarak bahsedeceğim.



“Bir zamanlar sahip olduğunuz şeyler artık sizin sahibiniz olur.”

Anlatıcı, birçok kişinin hayatlarında ulaşmak isteyeceği hedeflerin hepsine ulaşmış, tamamlanmış birisi. Lüks eşyalarla döşenmiş, içinde yemek pişmeyen, ama çeşni ve sosların bol olduğu, oldukça güzel ve lüks bir ev. Etiketinden dolayı, bir anda ederinden yüz kat daha fazla fiyatlara satılan, pahalı kıyafetlere sahip bir gardrop. Son model bir araba. İyi bir iş. Yani konformist kişilere göre, mükemmel ve kusursuz, ulaşılması için tüm ömrün feda edilmesinde sakınca görülmeyen bir yaşama sahip.

Ama Anlatıcı, minik hayatından memnun değil. Fazla tamamlanmış, fazla mükemmel olduğunu düşündüğü hayatından sıkılmış. Kıstırılmış hissediyor. Tek kullanımlık eşyalara ve arkadaşlara sahip olduğu işinden, televizyon, reklamlar ve popüler kültürün durmadan, nefes bile almadan pompaladığı ve herkesin ulaşmak istediği yaşam tarzından, IKEA mobilyalarından, iç tarafında kim bilir hangi moda devinin soyadı bulunan etikete sahip kıyafetlerinden bıkıp, usanmış. O sıralar adını koyamadığı ve nedenini bilmediği bu bıkkınlık, kıstırılmışlık duyguları onu öylesine rahatsız ediyor ki, bir hastalığa sebep oluyor: İnsomnia.



“Uykusuzluk böyledir işte. Her şey çok uzaklardadır, bir kopyasının kopyasının kopyası gibi.”

Anlatıcı’yı uyutmayan, işlerin aslında hiç yolunda gitmediği, bütün bu yaşam tarzından çok sıkıldığı konularında uyaran ilk hisleri, Tyler Durden’ın ilk ortaya çıkış emareleri olarak görebiliriz. Anlatıcı tarafından ete kemiğe büründüğü tanışmalarından bile önce.

Sadece uyumak isteyen ama üç haftadır uyuyamayan Anlatıcı, acı çektiğini ve kendisine Amital Sodyum, Tuinal ve Seconal’lar vermesini istediği doktorundan bir tavsiye alır: “Gerçek acının ne olduğunu görmek istiyorsan, ölümcül hastalıklara sahip insanların destek gruplarına git.”



“İnsanlar ölmekte olduğunuzu sanırlarsa, bütün dikkatlerini size veriyorlardı. Bugün sizi son kez görüyor olmaları gibi bir ihtimal varsa, sizi gerçekten görüyorlardı.”

Doktorun tavsiyesine uyan Anlatıcı, Tyler’dan, bıkkınlık ve sıkışmışlık hislerinden kurtulduğu ve bu sayede nihayet uyuyabilmesine neden olan destek gruplarına gitmeye başlar. Çünkü ölümünün yaklaştığını bilen bir insan için, lüks bir ev, içinde bulunan eşyaları kimin tasarladığı, kaç model arabaya bindiği ya da hangi marka kıyafeti giydiği genellikle önemli değildir. Çünkü altı ay ömrü kalmış bir insan için, sekiz ay sonra piyasaya sürülecek son model telefonun hiçbir önemi yoktur.

Çünkü bu etrafımızı saran binbir türlü şeyden kurtuluşumuzdu. “İşte bu özgürlüktü. Bütün umutlarınızı kaybetmek özgürlüktü.” Kendi kaçışını beceremeyen Anlatıcı, hastalıkları sayesinde tüm bunlardan arınmış insanların sözlerinde ve gözyaşlarında kendini arındırır, Tyler’ın çığlıklarını bastırır ve bebekler gibi uyumaya başlar. Tam iki yıl boyunca. Ta ki bir turist bozuntusu ortama gelene kadar: Marla.



“Bu silah, bu anarşi, bu patlama, aslında hepsi Marla Singer’la ilgili.”

“Marla’nın hayat felsefesi, bana söylediğine göre, ölmeye her an hazır oluşu. Marla’nın hayatındaki trajedi ise ölmüyor oluşu.

Anlatıcı, destek gruplarına kendisi gibi bir yalancı geldikten sonra dibe vuramaz, ağlayamaz ve uykusuzluk geri döner. Marla’nın yalanı kendi yalanına ayna tutar ve yalandan başka bir şey göremez. Tyler Marla’yı delicesine istemeye başlar. Çünkü Marla, Anlatıcı’yı bu geçici rahatlamadan, kendisini kandırmaktan kurtaran tümördür. Çünkü Tyler’a göre Marla en azından dibe vurmak için çabalayan biridir.



“Sahip olduklarımı yok eden kurtarıcı, benim ruhumu kurtarma savaşındadır. Bütün aidiyetleri yolumdan kaldıran öğretmen beni özgür kılacaktır.”

“Adı Tyler Durden’dı. Sendikaya kayıtlı bir film makinistiydi, şehir merkezindeki bir otelde garsondu ve bana telefon numarasını verdi. İşte onunla böyle tanıştık.”

Destek grupları sayesinde iki yıllık bir zincire vurulma süreci geçiren Tyler, Marla sayesinde bu zincirleri kırmaya başlar. İki yıl boyunca bastırılma ve geriye itilme neticesinde iyice sinirlenen Tyler kişiliği, en sonunda Anlatıcı tarafından ete kemiğe bürünecek kadar güçlenir. Filmde tanışmaları farklıdır. Filmde ilk tanışmaları uçakta gerçekleşir. Tyler, kendini akıllı sanan bu aptala, beş dakika içinde on tane ayar verir. Ama kitaptaki tanışmaları çok daha etkileyicidir bana göre.

Kitapta bir çıplaklar plajında tanışırlar. Lüks evlerden, pahalı eşyalar ve kıyafetlerden uzakta, anadan doğma bir şekilde görünür ilk seferinde Tyler. Buradaki çıplaklığı Tyler’ın doğumu olarak görebiliriz. Tyler, plajda kütüklerle dev bir elin gölgesini yaratır ve belli bir anda bu gölgenin bir dakika boyunca kusursuz olacağını söyledikten sonra, kendi yarattığı elin ve kusursuzluğun avucunda oturur. Daha iyi bir iş, araba, eşyalar ya da ev kusursuzluk falan değildir. “Bir dakika yeterli” der Tyler, “Tek bir an. Hayatta kusursuzluktan en çok bunu bekleyebilirsiniz.”



“Ancak her şeyini kaybettikten sonra, canının istediğini yapmakta özgür olursun.”

“Fiziksel güçle ve mülkiyetle olan bağlarımı niçin koparıyorum? Çünkü ancak kendimi mahvederek ruhumun gerçek gücünü keşfedebilirim.”

Tyler Durden’ın ilk işi, Anlatıcıyı bağlayan bağları tek tek çözüp, yok etmektir. Anlatıcı’nın bütün ömrünü uğruna heba ettiği dairesini, eşyalarını, kıyafetlerini havaya uçurur. Son model arabasının ön camına da bir masa lambası saplar. Tyler, Anlatıcı’yı kusursuz ve tamamlanmış olmaktan kurtarmıştır. Nihayetinde, postacı dahil kimsenin uğramadığı bir muhitte bulunan, su ve elektriğin dâhi doğru düzgün sağlanamadığı, eşyaların olmadığı ve ön kapısında kilit bile bulunmayan köhne bir evde, Tyler ile yaşamak üzere yola çıkar.



Tyler diyor ki: “Bana bütün gücünle vurmanı istiyorum”

“Dövüş Kulübü’ne hoş geldiniz.”

“Belki de kendini geliştirmek aranan cevap değildir. Belki de cevap, kendine zarar vermektir. Belki de kendimizi daha iyi bir şeye dönüştürmek için her şeyi kırıp dökmemiz gerekiyor.”

Kadınlar tarafından yetiştirilmiş erkekler, Dövüş Kulübü’nde kitleler halinde özgürleşmeye başlar. Kendilerine dayatılan şeylerden birbirlerine zarar vererek kurtulurlar. Kişinin sadece tüketici rolüyle var olabildiği bir zamanda, modern yaşamdan, tüketici toplumundan, medya yoluyla pompalanan popüler kültürden ancak şiddetle yani ilkel bir yolla arınmaya başlarlar. Birbirlerine attıkları her yumrukta, çevrelerini saran bu sisteme karşı bir öfke boşalması yaşarlar. Dövüş Kulübü inanılmaz bir hızla yayılır. Tyler, ilk kuralda dövüş kulübü hakkında konuşmayı yasaklar. İkinci kural yine aynıdır. Tyler, bu şekilde, bunun önemini üstüne basa basa haykırır. Tyler’ın taktiği oldukça iyidir. Çünkü bir şeyi kitlelere en hızlı şekilde yaymanın en iyi yolu, o şeyi yasaklamaktır.



“Önce aptal olduğunu ve bir gün öleceğini kavraman gerek. Yüzüme bak. Bir gün öleceksin ve bunu kavramadığın sürece benim gözümde beş para etmezsin.”

“Önce dibe vurmak zorundasın.”

Hâlâ bazı sınırlardan kurtulamamış olan ve dolayısıyla Tyler’ı da sınırlamaya çalışan Anlatıcı, yine Tyler tarafından iteklenerek bir üst seviyeye geçer. Anlatıcı, melek yüzlünün güzel suratını darmadağın ettikten sonra hiçbir tat alamadığını fark eder. Belki de dövüşmek insanı kesmez oluyordu. Belki de dövüşü bırakıp daha büyük şeylere yönelmesi gerekiyordu. Anlatıcı’nın bu hareketi sonrası Tyler, Dövüş Kulübü’nde ya çıtayı yükseltmeleri ya da bu meseleyi bitirmeleri gerektiğini düşünür. Tyler tabii ki çıtayı yükseltmeyi seçer.



Kargaşa Projesi’nin beşinci kuralı da şudur: “Tyler’a güvenmek zorundasınız.”

Tyler’ın bir sonraki hedefi daha büyüktü. Dövüş Kulübü ile insanları bireysel olarak kurtarmak yetmiyordu. Kargaşa Projesi’nin hedefi medeniyeti tüm toplum için tahliye etmekti. Derhal ve tamamen. Kültürel bir buzul çağı, vaktinden önce başlatılmış bir karanlık çağ, dünyanın kendisini toplamasına yetecek bir eylemsizlik süreci. Tyler, anarşiyi haklı çıkarıyordu, ona anlam kazandırıyordu.

Özellikle Kargaşa Projesi sonrası, Tyler hakkında sıklıkla düşülen bir yanılgı var. Tyler, bir devrimci değil. Evet, sistemin amansız bir düşmanı ve gözü dönmüş bir şekilde sistemden ve getirilerinden, toplumdan götürdüklerinden nefret ediyor. Ama Tyler, sistemi yıkıp, yerine yeni bir sistem getirmekle asla ilgilenmiyor. Tyler’ın istediği sistemi yıktıktan sonra yerine hiçbir şey koyulamaması. Tyler, düzeni yıktıktan sonra, herhangi bir düzen istemiyor. Tyler, dünyadan tarihi söküp atmak istiyor. Tyler, Mona Lisa ile kıçını silmek istiyor.



Ben genel hatlarıyla bir inceleme yapmayı seçtim. Yine de çok kısa tutamadım sanırım. Yoksa üstüne konuşulacak daha çok noktası var kitabın. Tek sayfasında bile saatlerce konuşulacak, değinilecek pek çok konu ve metafor var. Okuyun, okutturun.



Film hakkında da kısaca bir şeyler söyleyeyim. Eleştirim filme değil, ama filmin bazı kişiler tarafından konulduğu yerle alakalı. İzlediğim en iyi film olmasa bile, en sevdiğim filmdir kesinlikle. Fincher’ın, Palahniuk tarafından bile kıskanılan kurgusu, çekim açıları ve teknikleri, araya serpiştirilen güzel ayrıntılar, muhteşem bir şarkı eşliğinde kitaba göre kat kat daha vurucu bir final ve muhteşem oyunculuklar. Kült film mertebesini sonuna kadar hak eden bir filmdir benim için. İsteyen, istediği mesajı almakta serbesttir tabii ki. İnsanı düşünmeye iten pek çok mesaj da içerir gerçekten. Ama bazı kişilerin yaptığı gibi Kapitalizm karşıtlığı açısından kutsal bir yere konulabilecek bir film ya da rehber değildir kesinlikle. En nihayetinde eleştirdiği her şeyin en büyük savunucusu, üreticisi, en büyük çarkı olan Hollywood tarafından önümüze konulmuştur. Bu konuda çıkarılabilecek en güzel mesaj da bu olabilir bence. Kapitalizm ve popüler kültür üreticileri eğer paraya dönüştürebileceklerse, kendilerine yöneltilen eleştirileri bile allayıp pullayıp piyasaya sürebilirler. Onlar için içeriğin bir önemi yoktur. Para getiriyor mu? O zaman sıkıntı yok.

Film ve muhteşem final şarkısı ile bitireyim incelemeyi:

https://youtu.be/FSCgfI3OG7s


“Tebrikler, dibe vurmaya bir adım daha yaklaştın.”