·132 syf.····Okunma: 27 Şubat 2019 23:45 (MUKADDİME)
Bu kitabı neden okudum? Benimle uzaktan yakından ilgisi olmayan, bulunduğum ve yaşantımı sürdürdüğüm konum itibariyle de bu okumalara girişmemem, uzak durmam, uzaktan teşhis koymam gerekirken bu tehlikeli(!) alana neden ayak bastım?
Bilmeliyim. Kısa ve net cevabı budur bu sorularımın. Neye karşı olduğumu bilmeliyim, inandığım dine dayanarak yeni bir dünya kurmam gerektiğine inanıyorsam, pergelin sabit noktasını sağlam akideye, hareket etmekle muttasıf noktasını ise farklı dünyalara açmalıyım. Neye niçin inandığını bilmeyen, kendi inançlarına sözlü saldırıda bulunsa cevap vermekten aciz kalacak olan, karşı tarafın yönelttiği soruyla afallayanlardan olmamak için çağı tanımalıyım. Çünkü iyi biliyorum ki ‘tanımaz isem tanımlanırım!’
Batı, müspet ilimlerin şu an tepesinde, elinde ve yüzünde bir buhran belirtisiyle beraber zulmettiklerinin kan izlerini taşıyor. Teknik onu öylesine kamçıladı ki kendini kaybetti ve şu an sağa sola saldırmaya devam ediyor. Peki neden? Doğu aşağıdan ona doğru bakmak dahi istemiyorken bu zorba adamın oradan yaptığı zulümlere karşı aşağıdan neyi niçin yaptığını bilmeden cahil cesaretiyle deli dolu konuşmak mıdır bu zorbayı alt etmek? Bu mu benim evrensel diye savunduğum dinimin bana öğretisi? Hayır, bu çağda yaşayan gencim ben, ama çağı yaşamamalıyım, yaşarsam inandıklarımı anlamamışımdır çünkü. Artık bırakalım kısır tartışmaları, Allah Teâlâ’ya inancı olmayanlar meal okuyarak dini anladıklarını zannededursunlar; söylediği saçmalıklara, hevasını put kılışına sen neden kendi araçlarıyla karşılık vermiyorsun Mümin kardeşim? Mücerret aklı merkeze koyana karşı mücerret akılla savaşmalı. Kaleme karşı kurşun sıkamazsın, ama kalemini en keskin kurşun kılabilirsin. İşte, felsefe okuyorsam ve bir müddet okuyacaksam bu sebepten okuyacağım. Batıyı kulaktan dolma malumatlarla tanımayacağım, onu okuyarak da ona hayran olup kendi kültürümü bilmeyişimden onun kötü bir taklitçisi de olmayacağım. Amaçla aracı karıştırmadığımız müddetçe tüm araçları amaçlarımıza son hadde varıncaya dek yardımcı kılabiliriz elbet. Ama bu vadide kaybolmayalım, alacağımız alıp asıl meselelerimize dönelim mutlaka.
İşte tüm meselem bundan ibaret!
KİTABA GELİNCE
Kitabımız 1952 yılından itibaren bir müddet okullarda ders kitabı olarak okutulan nefis bir kitap. Kısa ve öz. Felsefeyi şöyle bir kuşbakışı ile tanımak isteyenler bu eserden faydalanabilir. Bazı noktaları geniş açıdan görünce ayrıntıda boğulmaktan kurtuluyor insan. Ayrıntı ayartıyor genellikle. Mesela bugün ilahiyat fakültelerinde kendi inancını tam olarak bilmeyen(biz buna akidevi sağlamlık diyoruz) öğrenciler ya felsefede boğulup nefret ediyor yahut ona öylesine bağlanıyor ki her şeyde onu merkeze koyma hatasına düşüyor. Dini kendince eleştiriyor ama merkezde ne var? Felsefe! Hâlbuki kendi inancına sapasağlam bağlı olan bir kimse olaylara temkinle yaklaşır, ölçer tartar ve kararını öyle verir. Dini inancın zayıflığı felsefenin de ayartıcı gücüyle beraber insanı deizme oradan ateizme kadar sürükleyebiliyor. Nurettin Topçu Fransa’da Sorbonne üniversitesinde okumuş ve batıyı, felsefesini kendi bizzat tanımış bir adam. Ama Türkiye’ye gelip ne yapıyor? Abdulaziz Bekkine hazretlerinin dizinin dibine oturuyor. Eflatun’dan, Hegel’e ve falan felsefeciye kadar tanıyor ama Yunus’u ayrı yere koyuyor. Mevlana’nın derecesini anlıyor ve hakkını teslim ediyor. İçerisinde bulunduğumuz çağ bizi öylesine kuşatmış ki bir yaratıcının var olduğunu inkar edenler kanunları yaratıcı seviyesine çıkarıyor. Kısaca tutarsızlıkla çepeçevre kuşatılmışız da bu düğümü çözecek insanlara hasretçe yaşıyoruz insanlık olarak. Son olarak bu potansiyele sahip olan da sadece Müslümanlardır. Tekrardan yeryüzüne refah gelecekse bunu inandıklarını anlayan ve yaşayan Müslümanlar başaracaktır.
ومن الله التوفيق