Sınıflamaya Değil Anlamaya Merak Sal!
"Modern Kadın Değil, Yalnızca Kadın" konulu yazı dizisi başladığından beri satışlar bir hayli artmıştı. Masadaki kağıtlara gözü ilişti. Geçen ayın verileriydi bunlar.
Verilere göre; okuyucu kitlesi %20 civarında artmış ve bu kitlenin %65'ini erkek okurlar oluşturuyormuş.
Okuyun okuyun anlayacaksınız sonunda, diye söyleniyordu kağıtları karıştırırken. Uzun bir bekleyişin ardından yazısını editöre teslim edip gazeteden ayrıldı. Hava çok güzeldi, parklara uzanıp şiir okuma havası diye düşündü.
Bir şeyleri ertelemek pek adeti değildi. Hele ki böyle güzel havalarda. Düşündü, saat erken, evde yemek var, çantada kitap var...
Şartlar olgunlaşmıştı, şimdi hedefi denize nazır, sessiz bir park bulmaktı.
Şehrin yoğun temposu içini sıkıştırdı hep.
Bu şehrin trafiği de berbat, havası da, banka kuyrukları da berbat, muayene sırası da... Bunca berbat şeyin içinde şiir güzeldi. Bu kadar gürültülü ve hızla akan hayata katlanma gücü veriyordu. Bilgece sözler geçiyordu zihninden, kendine inancı artıyordu, daha sık gökyüzüne bakıyordu, insanları insan olduğu için sevebiliyordu, yere çöp atanları daha sakince uyarabiliyordu, otobüs sırasında beklerken önden buyur bacım diyen herifi linç etmek istemiyordu, kafası 360 derece dönerken bakışlarını sabitleyebilen taksiciye küfretmiyordu...
Çünkü kadın dediğin, hanım hanımcık olurdu.
Oldu canım görürsem söylerim, dedi içine içine.
Frekans değiştirdi, kitabını açtı ve uzandı.
Daha okumaya başlamadan düşüncelere daldı yine.
Yok, olmadı, zihnine rahat yoktu.
Araya güzel düşler de sıkıştırmıyor değildi.
Hep bir ağızdan konuşan yığınları susturan bakışlarını özlemişti. O da sevmiyordu şehrin kalabalığını, tam bu saatlerde kahve içmezse uyukluyor, akşamı zor ediyordu. Onu düşündüğünde, dünyaya bir çocuk getirme fikri çiçek bahçesine atıyordu ruhunu.
Ama dünyayı tanıdıkça bu fikir ayrık otuna dönüşüyordu. Otlara, kuşlara, dağlara bahar gelmişti de gerçeğe ve düşlere bahar gelmesi hayli zaman alıyordu.
Geçenlerde okuduğu 'Mor Çatı Günlükleri' adlı köşe yazılarından biri geldi aklına.
Baştan sona kadar okuyamadı, aklında kalanlar yeterince incitmişti onu:
"Huzuru gökyüzünde bulursun, nefes alabildikçe umudun artar, kendini odalara kapatma diyorlar.
Psikologlar her seansta umutsuz olmamam gerektiği yönünde telkinler veriyorlar.
Ben sizler gibi iyi olmaya bir türlü alışamıyorum.
Çünkü benim insanlığım, kadınlığım, zevklerim ve düşüncelerim yıllarca odalara kapatıldı. Kalbimde sevgi değil, bacaklarımın arasında, çirkin bakışlı bir çift gözün ağırlığıyla yaşadım. Yaşamaya mecbur kaldım.
O yüzden iyi bir hayat nasıl yaşanır, nasıl normal bir insan olunur bilmiyorum!"
Dalıp gittiğini, iki saat sonra serin bir esintiyle anca fark etti. Ve kitap açıldığı gibi kapandı.