Rüzgar Gibi Geçti ve Kuzey-Güzey Savaşının İç Yüzü
10/10
·942 syf.··
Beğendi
·
2018 30. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 23 Temmuz 2018 16:45
Rüzgar Gibi Geçti, tuğla gibi görünümüne rağmen çok kısa bir sürede bitirdiğim, okurken çok keyif aldığım, favorilerim arasına giren nadide eserlerden biri oldu. Bir etkinlik sayesinde okuma şansına eriştiğim bu kitaba inceleme yazarken nereden başlayacağımı da tam olarak kestiremiyorum, mazur görün efendim. Aslında karakterler, kitabın akıcılığı ve olay örgüsü hakkında söylenecek çok şey var fakat ben onlara değinmeden kitapta en çok ilgimi çeken ve ziyadesiyle araştırma yapmamı gerektiren bir konuyla direkt giriş yapmak istiyorum: Amerikan İç Savaşı, namıdiğer Kuzey-Güney Savaşı. Öncelikle yazarın Güney'i savunması ve zencilerin köle olarak kalma fikrinin propagandasını bol bol yapması dikkatimden kaçmadı. Fakat konuyla ilgili okuduğum kitap ve araştırmalar farklı bir boyutu görmemi sağladı. İyisi mi 1861-65 yılları arasında yapılan Kuzey-Güney savaşının iç yüzünü gelin birlikte görelim. Kuzey-Güney savaşı, zencileri köle yapmak isteyen kötü güneyliler ile onları özgür kılmak isteyen iyi kuzeyliler arasında olmuş gibi gösterilir. İngilizler, Amerika'daki sömürgelerinde, özellikle tütün ve pamuk tarlalarında bedava çalıştırmak için durmadan Afrika'dan bu ülkeye zenci köleler getiriyorlardı. Zenci nüfusun giderek artması, Amerikalı beyazlarda bir zenci isyanı korkusunu tetikliyordu. Bunun için, daha 1760'da bazı güney eyaletlerinde senatolar, köle ithalatını durdurmaya çalıştılar. Fakat İngilizler buna müsaade etmediler. Kuzeyliler elbette köleliğe karşı oldukları ya da insan sevgisiyle dolu oldukları için savaşa katılmadılar. Aslında zenci düşmanlığı kuzeyde güneydekinden daha fazlaydı. Çünkü güneyde pek çok beyaz, zencilerle hayat içinde beraber oluyordu. Halbuki güney, tarıma dayalı bir ekonomiye, kuzey ise Avrupa ile sanayiye dayanan bir ekonomiye dayanıyordu. Ülkenin kuzeyinde, güneyindeki kadar geniş tarım arazileri yoktu. Büyük tarım arazilerinde bedava zenci köle çalıştıran güney, elbette bu avantajını kaybetmek istemiyordu. Kölelere özgürlük tanınırsa, kendi zenginliği elden gidecekti. Düşünün ki bir köleye okuma yazma öğretmek bile suçtu. O dönemde kuzey, ticaret ve finansman merkeziydi. Zaten iç savaşı kazanmalarının önemli bir sebebi güneye göre daha zengin olmalarıydı. Kuzeyin güney gibi "köle rençberler"e değil, çoğalan fabrikalarda çalışacak "köle işçiler"e ihtiyacı vardı. Bu iş gücünün ucuz kaynağı zencilerdi. Güya zencilerin özgürlüğünü savunmalarının esas sebebi buydu. Onların kölelikten çıkmaları gerekiyordu ki işçi olabilsinler. Güney ise zencilerin köle olarak kalmasını istiyordu. On çocuktan fazla doğuran köle kadınlara özgürlük vaat ediliyordu. Beyaz efendilerin, zenci kadınlara sürekli tecavüz etme hakkı vardı. Çünkü köleler "mal" olarak görülüyordu. Bu şekilde doğan çocuklar köle nüfusuna katılıyordu. Kısacası, 1 milyon kişinin öldüğü kuzey-güney iç savaşı, hiç de filmlerde veya bu kitapta gösterildiği gibi yüce insanlık değerleri ile ilgili değildi. Bunu başka bir uygulamadan daha anlayabiliriz. Kuzey, 1865'te iç savaşı kazandı ama ta 1960'a kadar, yani tam bir asır, zencilere kağıt üzerindeki hukuki haklarını vermedi, insan muamelesi yapmadı. Aynı okula almadı, aynı çeşmeden su içirmedi, aynı kiliseye sokmadı. hizliresim.com/NnBMEY Tabi, bunlara sorarsanız bir ülkeyi sömürmek, işgal etmek, insanların varını yoğunu sömürmek onların o insanlara yaptığı iyiliktir. Teşekkür edilmesi gerekir. Buna "Beyaz Adamın Yükü" denir. Bu tabir, meşhur İngiliz şairi Rudyard Kipling'in ABD 1899'da Filipinler'i işgal edince yazdığı bir şiirin başlığıdır. "The White Man's Burden: The United States and The Philippine Islands". ABD iç savaşı, zencilerin özgürlüğü gibi sahte bir ilkeye yaslandırılsa da aslında iki vizyonun çatışmasıydı: Bakkal kalmak isteyen güney ve holding olmak isteyen kuzey. Güneyin elindeki zenginlik ve güç yeterliydi. Kuzey ise geleceğin tarımda değil sanayide olduğunu biliyordu.Onun için bu bakkallık ve holdinglik vizyonları 1861'de "kölelere özgürlük" bahanesiyle çatıştı. 1865'e gelindiğinde iç savaş bitmiş, holding vizyonu, dönemin yükselen değeri, yani sanayi kapitalizmi kazanmıştı. Zencileri ırgat olarak kullananlar, zencileri işçi olarak kullananlara karşı kaybetmişti. Evet sevgili okurlar, daha önce de belirttiğim gibi sadece iç savaş konusuna değinmek istedim. Olayların harika bir kurgu içinde yedirildiğini söylemeden geçemeyeceğim. Tereddütsüz alıp okumanız gereken bir kitap. Ayrıca kitabın çok meşhur bir filmi de var. (4 saat kadar :) ) 1939'da çekilmesine rağmen filmin efektlerine hayran kaldığımı söylemeliyim. *_* Tabi klişeleşmiş son sözümüzü de söylemeden olmaz: Kitabı çok daha iyiydi!
Tarih
Rüzgar Gibi GeçtiMargaret Mitchell · Artemis Yayıncılık · 20223,135 okunma
··
376 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.